Gimgim ve Kanireş’te aylardır süren JES karşıtı direniş güçlenerek devam ederken, halk keşif alanında kararlılıklarını gösterdi. Diğer yandan JES’lerin yoğun bulunduğu Aydın’a ‘nedeni bilinmeyen’ dünya ve Türkiye rekoru geldi
K. Bülent Ongun
Jeotermal sondajlarda, yerkabuğundan radyan ısıyı almak için ağır metaller içeren sıvıyı yeryüzüne çekerler ve bu sıvı ile taşınan ısıyı yeryüzündeki suların ısıtılmasıyla elde edecekleri buhar gücüyle enerji üretmek için kullanırlar. Enerji üretim sürecinde toprağı, havayı ve suyu tüketip kirletirlerken, aynı zamanda depremlere yol açarlar. Çevre ve halk sağlığı ise bu süreçte can alıcı sonuçlarla yüzyüze kalırlar. Dünyanın km2 başına en yoğun jeotermal sondaj sayısı bakımından Aydın ilk sırada yer alırken, Aydın aynı zamanda ‘nedeni bilinmeyen’ ölümlerle hem Türkiye’de hem de dünya da 1. sırada bulunmaktadır.
JES şirketlerinin hedefi!
Tüm bu gerçekler yaşanırken, temiz enerji iddiasıyla Jeotermal Enerji Santralleri (JES) tüm Tükiye’ye yayılırken, JES şirketlerinin sıcak yeni hedeflerinin Çewlig ve Mûş coğrafyası olması bir tesadüf değildir. Çewlîg’in Kanîreş (Karlıova) ve Mûş’un Gimgim (Varto) ilçelerinde bir birine sınır köylerde, JES kurma çabası ısrarla sürerken, bölge halkının buna karşı yürüttüğü mücadele çok önemli bir örnek teşkil etmekte. Sadece Türkiye’den değil dünyanın değişik ülkelerinden birçok şirketin Türkiye coğrafyasında JES kurma girişimleri aralıksız sürerken, bunlardan biri de Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji A.Ş. şirketidir.
‘Direne direne kazanacağız’
ABD’li INGIS H2 şirketine karşı aylardır direnen yurttaşlar aynı zamanda, nisan ayında Bingöl İdare Mahkemesi’nde hukuki süreç başlattı. Projenin iptali talebiyle başlatılan hukuki süreç kapsamında temmuz ayında mahkeme bilirkişi raporu ve keşif kararı verdi. Mahkeme kararı kapsamında Kanîreş’te mahkemenin atadığı bilirkişiler tarafından keşif yapılırken, aynı zamanda Gimgim’in Xwarik köyünde yurttaşlar bir araya geldi. Türkiye ve Kürdistan kentlerinden yüzlerce yurttaş keşif alanına akın etti. Alanda sık sık “Varto yeşildir yeşil kalacak” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları yükseldi. Alanda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri basın açıklaması gerçekleştirdi.
‘Zafer halkın olacak’
İlk olarak konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mûş Milletvekili Sümeyye Boz, Gimgim halkının direnişinin, paraya ruhsatlanmış ilişkilerin karşısında olduğunu kaydetti. Projenin yaşam alanlarına zarar vermediğini kimsenin iddia edemeyeceğini vurgulayan Sümeyye Boz, “Yaşam alanımızda, burnumuzun dibinde, yediğimiz toprakta, içtiğimiz suda, beslediğimiz hayvanda ürettiğimiz peynirde, toraqta, yoğurtta, hepsine zararı var. Biz bunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Biz burada geçim kaynaklarımızı da yaşam kaynaklarımızı da geleceğimizi de savunuyoruz. Ama bunun, bu halkın rızası dışında, isteği dışında, sermayeye peşkeş çekilmesine, ruhsatlarla alan açılmasına, ‘ÇED sorunu yoktur’ gibi onaylar verilmesine karşı çıkıyor. Bu halkın talebinin, hakkının ne olduğunu, isteğinin ne olduğunun görülmesini, duyulmasını istiyoruz. Zafer Varto halkının olacak” diye kaydetti.
‘Direnişe devam’
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ise, Türkiye ve Kürdistan kentlerindeki ekoloji mücadelelerine dikkat çekerek, yaşamın bir bütün olduğunu, halkın kendi tarihini, kültürünü koruyarak var olabileceğini söyledi. Yaşam alanlarını sonuna kadar savunacaklarını kaydeden Gimgim Belediye Eşbaşkanları Gıyasettin Aydemir ve Gülbahar Kaya, Gimgim’da talana geçit verilmeyeceğini vurguladılar. Bölge halkı ise, 30 Kasım’da mahkemeden çıkacak kararın bölge için emsal teşkil edebileceğini, kararın çok önemli olacağını bu nedenle karar çıkana kadar nöbete ve direnişe devam edeceklerini ve mutlaka kazanacaklarını belirttiler.
Temiz enerji yalanı ve ölümler
İktidar tarafından son yıllarda büyük bir destek verilen Jeotermal Enerji Santralleri (JES) Türkiye coğrafyasının dört bir yanına yayılırken, özellikle Aydın, Denizli, Manisa ve Çanakkale’de tarım üretimleri darbelendi, akarsular ve yeraltı suları zehirlendi. Yeraltından çekilen ağır metallerle dolu zehirli sıcak akışkan temiz sularla buluşturulup buhar enerjisi ile enerji üretilirken, ısısı düşen ve işi biten zehirli akışkan (nehir-dere-tarım arazileri vb)alanlara salınarak büyük bir çevre felaketi yaratıldı. Aydın coğrafyası ise, kilometrekare başına düşen JES ve kuyu sayısı bakımından dünyada en yoğun jeotermal alanına sahip bölge. Bu yoğunluğun sonuçları ise çevresel boyutta artarken, insanlardaki ölümcül etkisi açısından hiçbir araştırma yapılmaması dikkat çekiyor.
Aydın ölümlerde ilk sırada
İstatistiklerde ‘nedeni bilinmeyen ölümler’de Aydın hem Türkiye hem de dünya da 1. sırada. aydın24haber.com’da yazan Dr. Metin Aydın, Aydın’ın Türkiye’de ve dünyada ‘nedeni bilinmeyen’ ölümler oranıyla ilk sırada yer aldığını aktardı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan ‘Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre nedeni bilinmediği açıklanan ölümler, 2019’da yüzde 2,3’ten, 2024’e yüzde 17,3’e 2025’te ise oran yüzde 27,9’a yükselmiş. 2025’te Aydın’da nedeni bilinmeyen ölüm oranı Türkiye ortalamasının yaklaşık 3,5 katı seviyesinde. 2019-2025 yılları döneminde nedeni bilinmeyen ölüm artış oranları Türkiye’de 1,5 kat iken, Aydın’da 12,1 kat olmuştur.
JES’ler depremi tetikliyor
Özellikle Çewlig ve Kanîreş ve Gimgim coğrafyası depremler açısından enn tehlikeli bölge olduğu bilinmektedir. Jeotermal kaynaklara ulaşmak amacıyla dünyanın arzına doğru 5 bin metrelere kadar inilerek çok yüksek sıcaklıkta elde edilen akışkan yeryüzüne çekilir. Bu akışkan içinde arsenik dahil birçok ağır metal bulunduğu bilinmektedir. Jeotermal enerji santrallerinde genellikle rezervuarı beslemek amacıyla yeraltından sıvıyı çekebilmek için yeraltına ayrıca su basılır. Sondajın kendisi depreme neden olmasa da sondaj sırasında salınan suyun ve soğuyan akışkanın bir kısmının geri basıldığı reenjeksiyon kuyularında uygulanır ve bu işlem fay hatlarında çeşitli dengesizliklere sebep olduğu bilimsel raporlarla ortaya konmuştur. Toprağın derinlerindeki birikmiş ısının çıkarılmasına dayanan jeotermal enerji, yarattığı sismik dalgalarla depremleri tetiklerken, açığa çıkan sıvıdaki kimyasallar da canlı yaşamı tehdit etmektedir.









