Küresel ölçekte siyaset merkezileşiyor. Liberal demokrasinin kazanımları askıya alınıyor. Dünyayı oligarşik azınlıklar yönetiyor. Damatlar, dünürler, babalar-oğullar, dayı-yeğenler falan… Kleptokrasi diyoruz buna. Türkiye bu kleptokratik ağlar üzerine kurulu trende, tüm kapılarını açarak bir bütün olarak ülke yönetimini merkezileştirmekle meşgul.
Merkezileşme arzusunun en somut yaşandığı politika alanlarının başında ise yerel yönetimler geliyor. İktidar 2019 ve 2024 seçimleri ile adeta taşraya sıkışarak birçok büyükşehir belediyesini kaybedince agresifleşti. Şimdi kaybettiği belediyelerin bir kısmını kayyım rejimiyle, geriye kalanları ise transferlerle ele geçiriyor.
Ana akım medya, sabah-akşam belediyelere yönelik yolsuzluk haberleriyle günü geçiriyor. Muhalefet belediyeleri yolsuzluk çukurları olarak, iktidar belediyeleri ise pür u pak gösteriliyor. İktidarın bir süredir yolsuzluk adı altında muhalefet belediyelerine yönelik yürüttüğü operasyonların toplumda pek karşılık bulmaması ise bir türlü temellendiremediği bu ve benzeri tezlerle ilgilidir. Yapılan operasyonlar, menfaat gurupları ve militan iktidar yanlıları dışında halktan hiçbir şekilde onay alamıyor. Fakat meşruiyet boyutuyla zayıf olsa da operasyonlar hala sürüyor.
Eğer gerçekten niyet yolsuzlukları ortadan kaldırmak olsaydı, HDP-DEM belediyelerine on yıl boyunca uygulanan kayyım rejiminin pratiklerine bakılarak bazı dersler çıkarılır; merkezileşme arttıkça yolsuzlukların da nasıl arttığı görülmüş olur ve yerel yönetimlerde merkezileşme yoluna gidilmezdi. Mutlak iktidar mutlaka bozar tezi adeta Kürt belediyeleriyle tescillenmişti. Buralarda merkezileşme eşittir yolsuzluk demekti. Buna rağmen yerel yönetimler, ademi merkeziyetçi modeller yerine -adeta kasıtlı olarak- giderek merkezileştiriliyor. Bu neyin hazırlığıdır?
Devleti ilahlaştırıp demokrasiye sırtını dönmek, yerelleri üzerine çökülmesi gereken rant depoları gibi görmek, yetkileri sopa gibi kullanıp oraya buraya rastgele sallamak tipik bir Kemalist devlet geleneğidir. Yerel yönetimleri merkezileştirerek ülkeyi büyük bir çöle sürükleyen konseptin mimarlarının başında Kemalizmin İslamcılarla uzlaşan damarı geliyor. İslamcıların felsefeden, sosyolojiden, tarihten yoksun olan anti entelektüel öncülüğü, Kemalizmin uzlaşan damarının etkisinden çıkamamanın bedelini tüm ülkeye en ağır şekilde ödetebilir. Kendilerini bu tuzaktan kurtaracaklar mı bilemeyiz, ancak Kemalist devlet zihniyetinin, zihinlerini çoktan yoklamaya başladığını görmek istemiyorlar.
Kürt meselesinin demokratik çözümünde atılacak adımlar birçok gerilimi yumuşatacak potansiyeli taşırken demokrasi ve barış meselesinin birbirinden farklı şeylermiş gibi dayatılması da yerellerin gaspını doğrudan içeren aynı mühendisliğin çıktılarıdır. Oysa ki Kürt meselesi bal gibi de demokrasi meselesidir. Ve demokrasinin önündeki en büyük set hala Kürt meselesinin çözümsüzlüğüdür.
Kürt meselesi bağlamında baktığımızda, Kemalistler yıllarca çözümsüzlüğün ekmeğini yedi; uzun süreden beri çözümsüzlük ayaklarına dolanmaya başlamıştı. İslamcılar ise çeyrek yüz yıldır meselenin etrafında dönüp dolaşıyor, ama hala Kürtlere nasıl yeni tuzaklar kurabiliriz derdindeler.
Yerel yönetimlerin ülke sathında merkezileştirilmesi olsa olsa bir felaket stratejisi olabilir. Büyük bir iştahla sürdürülen bu politika, siyaseti büyük bir krize sürüklemeye adaydır. Yerel yönetimleri ortadan kaldıracak şekilde devam eden kayyım rejiminin genişletilmesini küresel ölçekte yaşanan otoriterleşme dalgası ile birlikte düşündüğümüzde, bu durum, yerel demokrasilerin amasız fakatsız savunulmasını zorunlu kılıyor. Yerel yönetimleri yetkisiz kılacak, demokrasiyi yerellerden süpürecek bu merkeziyetçi politikalar, demokrasi savunucularının tümünü yeni ve yaratıcı tekniklerle ortak bir mücadele hattında toplanmaya davet ediyor.
Kürtler için de bu konjonktürde demokratik siyasetin stratejik önceliği müzakere ve mücadele zeminlerinde tüm yerellerin özgürce yönetilmesinin hukukunu oluşturmak ve bu hukuku kalıcı hale getirmektir. Kürt varlığının meşruiyetinin kaldıracı yerel demokrasilerdir. Bu nedenle yerel demokrasiyi savunmak en başta Kürtler için meşru bir mücadele biçimidir.









