• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Kasım 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Zamanın ruhu ruhsuzluktur – Musa Piroğlu

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
19 Şubat 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

“Size kan, ter ve gözyaşından başka verebileceğim bir şey yok”. Winston Churchill ağır trajik sonuçları olacak, yıkım ve felakete yol açacak olan İkinci Dünya Savaşı’na girerken, İngiliz halkına Bayron da Con Dunne’dan yaptığı bu alıntı ile seslenmişti. Savaşın acı gerçeğini tüm çıplaklığı ile sergilerken, halka bu gerçeği göğüslemesi çağrısı yapmıştı. İngiltere bir savaşa giriyordu ve onu savaşa sokan hükümet halka sadece kan ve gözyaşı vadedebilirdi. Ağır ekonomik kriz ortamında zor bir seçime hazırlanan ve kazanmak için her şeyi göze almış bulunan Erdoğan da, iş isteyenleri azarlayıp domates biber fiyatlarını mermi fiyatı ile kıyaslarken benzer bir vaadi tekrar ediyor. AKP-MHP koalisyonunun halka savaş, kan, yoksulluk ve ölüm dışında verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Churchill, halkı başlamış bulunan bir savaşın faturasını göğüslemeye hazırlıyordu, Erdoğan ise halka savaş çıkarmayı vadediyor. Bu vaadin, muhatapları tarafından ne kadar ciddiye alındığı ise henüz belli değil. Zira seçim üzerinden yürütülen tartışmalar zamanın bütünsel bir kavrayışının olup olmadığını sorgulatır bir mahiyet içeriyor.

İletişim, bilişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişme dünyayı küçültüp bilginin, metanın, para ve emeğin akışkanlığını sağlarken, aynı zamanda zamanın da hareketlenmesine hizmet etti. Bilgi ve haber akışındaki hızlanma hayatın ritmini de hızlandırırken, bu ritme ayak uydurma çabası beraberinde zamanı yakalama çabasını da getirdi. Zamanın hızlı akışı karşısındaki yetersizlik, “an”ı yakalama, “an”ı kavrama ve “an”ı yaşama diyebileceğimiz güncel davranış tarzını hâkim kılan bir durumu yarattı. Sermaye, iş yaşamını esnekleştirip kalıcı ve bütünsel iş ilişkilerini yok ederken, gündelik hayatta da her şey benzer bir görünüm kazanmaya başladı. Zamanın hızı yeni olan her şeyi hızla eskitirken, bilgi ve haber kadar olanı anlama çabası da aynı hızla eskimeye başladı. Zamanın aklına yetişemeyip bütünü anlama kabiliyetini giderek yitiren zihin, “an”a odaklanıp giderek “an”ı bütünün yerine ikame etmeye başladı. Benzer bir şekilde “an”ın peşinden koşan siyaset, gündemin hareketliliği ve akışkan değişkenliği karşısında giderek atıl duruma düştü. Anın tahlili ve bu tahlil üzerinden tariflenen politik duruş, bütünselin yerine geçti. Taktik stratejinin yerine ikame edildi.

Zamanın ruhu kavramı gündelik siyasette, olanı temel alan ve kendisini verili durum üzerinden meşrulaştıran kaba bir pragmatizmi kabullendirmenin temel araçlarından birisi olarak da kullanılıyor. Zamanın ruhu “an”ı yakalamaksa ve yaşamaksa siyasal analiz de kendisini “an”ı yakalamak ve anlamakla sınırlandırıyor. Bu durum siyasal iktidarın kendisini kitlelere kabul ettirmesinin bir aracı haline dönüşürken, toplumsal muhalefeti iktidarın gündemini kovalayan ve bu nedenle bütünsel analizi bir kenara bırakıp, ansal duruşlar sergileyen bir kısırlıkla yüz yüze bırakıyor. İktidar, bütünsel bir perspektifle kendi geleceğini inşa ederken, gündelik hareketi de bu strateji ekseninde şekillendiriyor. Neredeyse bütün medya araçları üzerinde sağlanan denetim, iktidarın gündemi istediği gibi yönlendirmesini kolaylaştırırken bu imkânlarından koparılmış bulunan toplumsal muhalefet, zamanın ruhuna uyarak aslında siyasal iktidarın istediği yere geliyor. Zamanın ruhu ruhsuzluktur.

Seçimler meselesinin anlık hesaplar ve yan yana gelişlere kilitlenmiş bir şekilde okunması, seçimlere kilitlenip yaşanmakta olandan kopulmasını beraberinde getiriyor. Ülke ağır ve sıkıntılı bir süreçten geçerken saray, seçimleri sadece kendi iktidarını perçinlemenin, iç ve dış dengelerini ayarlamanın bir aracı olarak ele alıyor. Buna karşılık karşısındaki güçler yaşanmakta olan ağır baskı sürecini unutmuş bir şekilde koltuk hesabı denilebilecek bir tartışma ve yan yana geliş hesabı yapıyor. Toplumsal muhalefet bu tartışmayı doğal olarak muhalefetin en büyük ve ciddi öznesi HDP üzerinden yürütüyor. Taktiksel bir durum olan seçim politikaları, ülkenin bütünsel gerçekliğinden koparılıp ana sıkıştırıldığında, stratejik olanın yerine ikame ediliyor. Bu ikame ediş beraberinde ülke gerçekliğinin de görülmez hale gelmesini getiriyor. HDP’ye, Kürt siyasetine ve onunla yan yana duran sola vurmak en kolay ve izah edilir hale geliyor. Anlık tahlil sağdan ya da soldan Kürt Özgürlük Hareketi ile ilişkilerin sorgulanmasını, ona cephe alınmasını ya da ondan uzaklaşılmasını izahın bir aracı haline getiriyor. Oysa saray halka savaş vadediyor ve bu savaş politikasını hoyrat bir şovenizm üzerinden yapıyor. Bu böyle okunduğunda, en kaba haliyle bile saray politikalarını boşa düşürmenin en temel yolunun Kürt halkına karşı yürütülen savaş, imha ve tecrit politikalarına karşı çıkmaktan geçtiği görülür. Anın kendisine odaklanma, yaşanmakta olan bu bütünsel gerçeğin gözden kaçmasına yol açıyor. İşçiyle, kriz koşullarında ağır saldırı altında olan işçi sınıfı mücadelesi ile saldırı altındaki Kürt halkını ortak mücadelede birleştirme çabası, anlık seçim hesapları ve analizlerine kurban ediliyor. Zamanın ruhu sarayın ruhudur, ona teslim olmak saraya diz çökmek demek olacaktır.

Ağır baskı sürecinde sarayın seçimlerle, hele ki yerel seçimlerle devrilmeyeceği görülmeli, an değil bütün temel alınmalıdır. Gelmekte olanın hem siyasal, hem toplumsal hem de ekonomik yönden ağır bir fırtına olduğu görüldüğü anda seçim meselesi, sadece gelmekte olanın nasıl ve hangi güçlerle karşılanacağı tartışması haline gelir. Esas olan sarayın devrilmesidir.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Beklemek/bekletmek ve palyatif çözümler 

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

İzlendiği gibi devlet, süreç için atılması gereken adımları atmıyor. Buna rağmen yetkililer, “her şeyin olumlu yönde ilerlediğine” dair açıklamalar yapıyorlar. ...

‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Ahmet Oğuz diye bir arkadaş var, durumu hiç iç açıcı değil. Kalbi delik ve 2-3 yıl önce felç olmuştu; şu...

Quto’ya derdimi nasıl anlattım?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

AKP Hava Yolları’na bağlı Türkiye “tayyaresi” türbülansta… Pilot kontrolü kaybetmiş. Tayyare irtifa kaybediyor. Trafik açısından durum böyle. Siyaset açısından durum ne?...

Bekleme salonundaki toplum

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Aynı hafta içinde iki görüntü yan yana düştü. Biri Boğaz kıyısında, Ortaköy'deki bir yalıda düzenlenecek Amedspor dayanışma gecesinin davetiyesi; öteki...

Araba çılgınlığına dair…

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

‘Eğer hem insanlarla ve hem de doğayla kaybettiğimiz ilişkiyi yeniden kurmak istiyorsak, arabanın yarattığı sorunlara radikal bir çözüm bulmamız gerekecek’...

103. yılında cumhuriyet ve demokratik dönüşüm sorunu

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

Cumhuriyet’e giden yollar döşenirken o ilk günlerde dönemin toplumsal dokusu bütünüyle göz ardı edilmedi. Padişahlıktan, kulluktan, iç ve dış çöküntüden,...

Sonraki Haber

Açlık grevleri, özgür yurttaşlar ve seçimler - İshak Karakaş

SON HABERLER

Gazetemiz Yeni Yaşam’ın internet sitesine erişim engeli

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Altın Portakal Film Festivali’nde ödül gecesi

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

‘MGK’nin rolü olumlu çağrışımlar uyandırmıyor’

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Kadınlardan ortak gelecek mesajı: Yan yana mücadele edeceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Süreç hapishanelere uğramıyor

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Beklemek/bekletmek ve palyatif çözümler 

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
[email protected]

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır