Siyaset bilimci Prof. Dr. Hamit Bozarslan ile seçim sonuçlarının küresel siyasete etkilerini, Erdoğan yönetiminin Ortadoğu merkezli ittifak arayışlarını ve Kürtlerin değişen bölgesel dengelerdeki konumunu konuştuk:
Bu yenilgiyi sadece Trump’ın yenilgisi değil bütün dünyadaki Trump ailesinin, ailesinin üyelerinin yenilgisi olduğu söylenebilir. Yenilen sadece Trump değil aynı zamanda Erdoğan, aynı zamanda Xi Jinping yenildi. Aynı zamanda Putin yenildi. Milei yenildi
Şirin Bayık
ABD’de 3 Kasım’da gerçekleştirilen ara seçimlerde Demokrat Parti Kongre’nin iki kanadında çoğunluğu elde etti. Büyük bir yankı uyandıran ABD ara seçimlerinin sonuçları, tartışılmaya devam edilirken, büyük bir yenilgi alan Başkan Donald Trump’ın bundan sonra Demokrat Parti ile nasıl bir denge kuracağı da merak ediliyor. Bir diğer merak konusu da bu sonuçların Ortadoğu’ya nasıl yansıyacağı. İsrail’de Netanyahu’nun da hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa ulaşamamasıyla birlikte değerlendirilen sonuçlar, Ortadoğu’daki güç dengeleri ve ABD-İsrail ekseninin geleceğine ilişkin tartışmaları da derinleştirdi. Siyaset bilimci Prof. Dr. Hamit Bozarslan ile seçim sonuçlarının küresel siyasete etkilerini, Erdoğan yönetiminin Ortadoğu merkezli ittifak arayışlarını ve Kürtlerin değişen bölgesel dengelerdeki konumunu konuştuk.
- ABD ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesi ve Senato’nun 35 sandalyesi için oy kullanıldı. Demokrat Parti, Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu elde etti. Beklenmedik sonuçların çıktığı bir seçim oldu. Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü olduğu Texas, Ohio, Kansas gibi eyaletlerde Demokratlar zafer kazandı. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu Demokratların zaferi mi? Cumhuriyetçilerin yenilgisi mi?
Sanıyorum her ikisi de. Cumhuriyetçiler yenildi ve Cumhuriyetçiler aslında bir kriptokrasi iktidarını kurmak istemekteydiler. Trump iktidarına özellikle de MAGA, (Make America Great Again/(Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) ideolojisine baktığımız zaman tamamen bir sağ devrim hamlesiydi bu. Steve Bannon çok açık bir şekilde dile getirmekteydi. Bu sağ devrim sadece ABD’deki bir sağ devrim olmayacaktı. Fakat aynı zamanda izolasyonist olmayan, batının kimliğini belirmeye çalışan bir devrim. Sanıyorum şu anda bu, yenilgiye uğradı. Rejimin kleptokratik olmasından, yeni bir savaşa girişilmiş olmasından dolayı yenilgiye uğradı. Halkın küçümsenmesi ya da tümüyle marjinalleşmesi nedeniyle faktörler çok, fakat bu yönü çok önemli. O yüzden bu yenilgiyi sadece Trump’ın yenilgisi değil bütün dünyadaki Trump ailesinin, ailesinin üyelerinin yenilgisi olduğu söylenebilir. Yenilen sadece Trump değil aynı zamanda Erdoğan yenildi. Aynı zamanda Xi Jinping yenildi. Aynı zamanda Putin yenildi. Milei yenildi. Yani o açıdan sanıyorum olup bitenler çok önemli bir gelişme.
İkincisi; Demokratların bir zafere var. Çünkü Demokrat Parti şu anda bir değişim yaşamakta. Parti çok daha fazla radikalleşmek zorunda kaldı. Bu radikalleşmenin ekonomik nedenleri var. Ama sadece ekonomik nedenleri değil. Ohio’dan, Kansas’tan, Texas’tan bahsettiniz. Bunlar genellikle son derece muhafazakâr, evangelist, kiliselerin kontrol ettiği yerler. Bu yerlerde de artık çok önemli beklentiler var. Demokratlar sanıyorum bu kentlere kısmen de olsa cevap verebildiler. Bu cevabı verirken aynı zamanda belli cesur bazı adımlar da atabildiler. Şu anda ABD’de sosyalizm kelimesi artık bir suç olarak da değerlendirilmemekte. Seçilenlerden bazıları kendilerini açık açık sosyalist olarak değerlendirmekte. Aynı zamanda bugün Washington’da bir belediye seçimi oldu. Bu belediye seçimini ağırlıklı bir şekilde kazanan sosyalist bir kadın. Yani o yüzden sanıyorum gelişmeler çok önemli. Her halükarda dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü Avrupa olgusu var, Avrupa’daki seçimler var. Trump’ın ABD’de yürütme erkinin son derece büyük güçleri var.
- Seçim sonuçlarının ardından Trump, Fox News’te katıldığı bir programda Demokratları tebrik etti ancak kendisine dönük bir darbe olmadığını söyledi. Sosyal medya hesabında paylaştığı ‘VETO’ yazan şapka görseli çok tartışıldı. Bunun Demokratlara dönük bir tehdit olduğu yorumları yapıldı. Bundan sonra Trump, Demokratlarla nasıl bir denklem tutturmaya çalışacak?
Üç noktaya değinmek gerekiyor. Birincisi; bu veto meselesini zaten daha önce de dile getirmişti. Yani veto bir mekanizma olacak o kesin ve çok büyük bir ihtimalle ABD’de gelecek yıl boyunca oldukça gergin bir siyasi yaşam yaşanacak. İkincisi, Trump’ı ele alırken aynı zamanda egokrasi diye bir kavramını unutmamalıyız. Kişinin iktidarı, son derece narsistik bir iktidar. Kendisini her türlü bilginin, her türlü bilgeliğin kökeni ve ufku olarak gören bir sergileme ile karşı karşıyayız.
ABD’de bunlar daha önce de yaşandı. 1820’li yıllarda 30’larda Andrew Jackson (Eski ABD Başkanı) olayı var. Donald Trump, Andrew Jackson’ın selefi olarak değerlendirilebilir. Irkçı ve aynı zamanda soykırımcı olan birisi ve Trump iktidarıyla oldukça benzer bazı noktaların olduğunu görebiliriz. Daha önce başka örnekler de oldu. McCarthyism örneği bunu göstermekte ve bugün bu egokrasi son derece nihilist bir boyut almış durumda. ABD’yi düşünürken sadece Donald Trump’ı ele almamak gerekiyor. Donald Trump’ın çevresindeki koalisyonda olanları ele almak gerekiyor. Koalisyonun bir parçası Evangelistler, kiliseler. Fakat diğer bir parçası yeni reaksiyonerler ve yeni gericiler. Bunlar kendilerini aydınlanma felsefesine karşı isyanı olan bir grup olarak görmekte. Bunlar açısından söz konusu olan zamanın hızlandırılması ve var olan insanlığın çökmesi ve yeni bir insanlığın, elitin, yeni bir aristokrasinin oluşması. Nick Land bunlardan birisi. Ve bu nihilizm, bence çok önemli bir boyut. Nick Land’ın nihilizmi uzun erimli bir nihilizm. Trump’ın nihilizmi kısa erimli bir egokrasi. Bunların birleşmesi ve bunların çatışması söz konusu olabilir.
Üçüncü; sanıyorum şu anda ABD’de dengeler değişti. Çünkü söz konusu olan sadece seçimler değil. Şimdiye kadar yargı erki şu ya da bu şekilde bağımsız olarak kalmayı becerebilmişti. Şimdi yasama erki söz konusu. Ve her iki erkin olması aynı zamanda dördüncü erkin harekete geçmesini mümkün kılabilmekte. Bu dördüncü erk kamuoyu. Kamuoyunda yeni bir tartışma dalgasının başlayabilmesi, üniversitelerde büyük bir ihtimalle yeni bir canlanmanın başlayabilmesi. Basında yeni bir canlanmanın başlayabilmesi.
Birçok şehirde Data-center’lara karşı şu anda belli bir tepki var. Bu tepkinin kitleselleşmesi, toplumun kendi sorunlarına sahip çıkması. Bu Elon Musk, Zuckerberg, Peter Thiel için büyük bir felaket. Çünkü bunlar açısından söz konusu olan, insanlığın yeni bir aristokratik elit tarafından yönetilmesi, tekno-feodal diyebileceğimiz yeni bir aristokratik elit. Halbuki şu anda söz konusu olabilecek olan koşullu konuşuyorum, toplumun kendi sorunlarına sahip çıkabilmesi. Bu açıdan da bazı kongre üyelerine şu anda kendilerine kalkıp açıktan açığa sosyalist olarak tanımlayabilmeleri bile kendi başına bir olgu. Yani bu üç olguyu birden ele almak gerekiyor. Biri egokrasi, biri nihilizm diğeri toplumsal canlanma meselesi.
- Şu an Avrupa’da bir isyan dalgası var. Öğrencilerin başlattığı bir dalga. Paralelinde ABD’de çıkan bu sonuçlar bahsettiğiniz toplumsal canlanma meselesine mi işaret ediyor? Tabi bir yandan Trump’ın göçmen karşıtlığı, İran Savaşı’ndan kaynaklı yaşanan akaryakıt zamları gibi ekonomik problemler de var. Tüm bunları nasıl etkiliyor?
Sadece ekonomik problemler değil. Özellikle ABD gibi tamamen narsistik bir ülkede bu ekonomik sorunlar çok önemli bir boyut alabiliyor. Fakat şunu da unutmayalım; Ekonomik sorunların ötesinde yeni bir nesil olgusu var. Bu olgu sadece denildiği gibi Z nesli değil. Bunu Fransa’da çok açık bir şekilde görüyoruz. Feda edilen nesiller olmak istemiyorlar. Fakat onların hemen üstündeki neslin bir kısmı en azından diyelim ki 20-40 yaşında olanlar artık nesne olmak istemiyorlar. Yarının dünyasını kuracak olan aktörler haline gelmek istiyorlar.
Sanıyorum yaşlılar tarafından idare edilen dünya, artık toplumun genç nesillerini ki bu genç nesiller dediğim gibi 40’ına kadar olan nesilleri tatmin etmiyor. Yaşlıların yönettiği dünya, Ronald Reagan’ın, Margaret Thatcher’ın kurduğu neoliberal bir dünyaydı. Margaret Thatcher ‘Toplum diye bir şey yok’ diyordu. ‘Toplum olmadığına göre, topluma karşı da en ufak bir sorumluluğumuz yok’ diyorlardı. Eşitlik meselesini tümü ile bir yana atan bir dünya. Belki sol cenahtan baktığımız zaman özgürlükleri savunan ama özgürlük ve eşitliği aynı anda savunmayan bir nesildi. Şu anda bu neslin artık sona geldiğini görmekteyiz. Söz konusu olan sadece neoliberalizm de değil. Çünkü ABD örneğine baktığımız zaman aslında neoliberalizmden de bir çıkış var. ABD şu anda kriptokratik bir kapitalizm yaşamakta. Yani bir hırsızlar iktidarını yaşamakta. Ve bu hırsızlar iktidarına karşı artık gençler arasında çok önemli bir tepkinin olduğunu görmekteyiz.
- Ekimde İsrail’de de bir seçim gerçekleşti. Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud, çoğunluğu sağlayamadı ve bir koalisyon da oluşmadı. Bu durum siyasi bir belirsizliğe yol açtı. Şimdi bakıldığında Ortadoğu’da hegemonik bir strateji sürdüren Netanyahu-Trump ikilisi siyasi bir yenilgiye uğramış durumda. Peki bu durum ABD-İsrail ekseninde Ortadoğu politikalarının geleceği açısından nasıl bir tablo ortaya çıkarabilir?
ABD’yi yeniden hatırlatayım; yürütme erkinin manevra sahası gerçekten çok geniş. Bunu daha önce Vietnam Savaşı’nda görmüştük. ‘Pentagon Papers’ denilen dosyalar var. Washington Post çok büyük bir cesaret göstererek onları yayınlamıştı. Yani o belgelere baktığımız zaman şunu gördük; yürütme erkinin topluma karşı, kongreye karşı gerektiğinde körlükle bir savaşı sürdürdüğünü görüyoruz ve 10 yıldan fazla süren bir savaş. Vietnam Savaşı aslında ABD’nin tümüyle kaybettiği bir savaş. ABD’nin tarihinde en büyük felaketlerden birisi olarak değerlendirilen bir olay. Şu anda bu yürütme erkinin manevra sahası sınırlanmış değil. O yüzden birçok gözlemci, yeni bir İran savaşının başlayabileceğini dile getirmekte. Bunun nedenlerinden birisi Trump’ın artık iç siyasette manevra sahasının nispeten sınırlanmış olması, Netanyahu’nun iç siyasette belli bir muhalefetle karşı karşıya kalması ve her ikisi için de aslında şu ya da bu şekilde yutulamayan bir lokma olarak kaldı İran. O yüzden yeni bir savaşın başlayabilmesi muhtemel.
- Türkiye Ortadoğu’da güvenlik işbirliğini güçlendirme amaçlı bazı adımlar attı. Erdoğan yönetiminin son dönemde Ortadoğu merkezli yeni güvenlik ve askeri işbirliği mekanizmalarına yönelimi var. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile Katar, Pakistan ve Endonezya’yla imzaladığı Bedir Mutabakatı. Bir yandan NATO’daki konumu, bir yandan Trump ile ilişkisi öte yandan yüzünü Ortadoğu’ya dönmesinin arkasında nasıl bir stratejik hedef bulunuyor?
Şu anda Suudi Arabistan bir saldırı altında. Bu saldırıya karşı aslında tek başına mücadele ediyor. Türkiye’nin maddi olarak nasıl bir yardımda bulunabileceğini ben kestirmekte gerçekten çok büyük bir zorluk çekiyorum. Belki Bedir Antlaşması’yla ortak bir silahlanma programı geliştirilebilir. İstihbarat yönünde belki bazı işbirliği yapılabilir fakat her halükarda ABD istihbaratı bunu sağlamakta fakat bunun Husi’lere karşı yetersiz olduğunu çok açık bir şekilde görmekteyiz. Belki yarın ABD de doğrudan müdahaleyi tercih edebilir.
Fakat Mekke Antlaşması belli bir niyet gösterse bile şu anda bir niyet bildiriminin ötesine geçmemekte. Türkiye’den baktığımız zaman sadece Türkiye’yi görüyoruz. İsrail’i görmüyoruz. İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan arasında şu anda çok açık olan en ufak bir gölgeye bile yer bırakmayan bir askeri ittifak var. Bu askeri ittifak teorik bir ittifak değil. Ortak bir ordunun kurulmasına dayanan bir ittifak. Ortak bir sanayi endüstrisine dayanan bir ittifak. Aynı şekilde İsrail, Yunanistan ve Mısır arasında ismi doğrudan doğruya bir ittifak olarak kurulmamış olsa bile bir ittifak var. Enerji meselesinde böyle ve büyük bir ihtimalle güvenlik sistemi oluşturulmasında da bu böyle.
- Bu çok önemli bir nokta. Çünkü sizin bahsettiğiniz gibi benzer ittifak mekanizmalarının çokça işletildiğini görüyoruz. Bölgesel stratejik hedeflerin de bu ittifaklar üzerinden yürütülmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu stratejik ortaklıklar ne anlama geliyor?
Dünya düzeninde çok büyük bir tıkanma var. Diyelim ki ABD’nin ya da herhangi bir gücünün şu anda kalkıp dünya düzenini kurma iddiasında bulunabilmesi çok zor. En azından pratikte bu çok zor. Bölgesel düzeyde İsrail böyle bir iddiaya sahip Ortadoğu düzeyinde. Fakat bunun ötesine geçilmesi söz konusu olabilir mi, olamaz mı? Bir hegemonya krizi var dünya çapında. ABD bu hegemonik rolü şimdilik oynayabiliyor. Fakat bunun için belli bir rasyonaliyete gerekli. Bunun için belli bir stratejik vizyon gerekli. Bunun için 2030’ların, 2040’ların dünyasını düşünmesi gerekli. Obama açısından, Biden açısından bu söz konusuydu. Tamamen nihilist bir dinamik içerisinde olan Trump iktidarı içinse bundan bahsedebilmek çok zor ve bu hegemonik boşluğu doldurabilecek olan başka bir güçler yok.
Çin her halükarda askeri bir maceraya girişmeye niyeti olan bir ülke değil. Rusya’nın kalkıp bunu yapabilmesi çok zor. Bunu Suriye’de gördük. Rusya, Suriye’de çok büyük bir güç kaybına uğradı. İran’la birlikte. İran faktörü var. Yarın eğer İran da rejim ayakta kalabilirse ki yani yeni bir savaş olsa bile rejimin nasıl ortadan kaldırılabileceğini pek göremiyorum. Eğer bir iç isyan olmazsa. İran’ın bölgesel hegemonya stratejileri olacak mı, olmayacak mı? İran-Irak ilişkileri o açıdan çok önemli. ABD gerçi Irak’ta hâlâ çok önemli bir nüfusa sahip ve tümüyle çıkabileceğini sanmıyorum. Bağdat biraz İran’ın işgalindeki bir şehir gibi görünmekte.
Bütün bunlar böyle bir hegemonya boşluğunun olmasını ister istemez bölgesel düzeyde dengelerin yıkılmasına, yeni denge arayışlarına girişilmesini de kaçınılmaz kılmakta. Fakat dediğim gibi izlenmesi gereken ülke bence burada kesinlikle İsrail. İsrail’deki bir iktidar değişimi İsrail’in stratejik hedeflerini değiştirmeyebilir. İsrail’in bölgesel hegemon güç olma stratejisini değiştirmeyebilir. Bunu hem Körfez’de görmekteyiz, hem de Yunanistan’la, Kıbrıs’la ilişkilerde görmekteyiz, Mısır’la ilişkilerde görmekteyiz. Ve yarın büyük bir ihtimalle Suudi Arabistan’la önemli ilişkiler de kurulabilir. Bugün Emirlikler ve İsrail arasında ismi konulmuş bir ittifak var. Emirlikler artık bunu gizlemiyor.
- Son olarak, bu ittifaklar ve seçimler Kürtlerin de geleceğini etkiliyor. Bakur’da devam eden negatif barış ortamını da göz önüne alırsak bu dengelerin Kürtlerin geleceği üzerindeki muhtemel etkileri ne olabilir?
Bence Kürtler açısından en önemlisi Irak Kürdistanı’nın ve Rojava’nın bu kriz döneminden, bu cinnet döneminden en az hasarla çıkması. Bunun için diplomatik alanların kullanılması, bunun için kültürel direnişlerin gösterilmesi fakat şiddeti dıştalayan, yeni stratejilerin geliştirilmesi, müesseselleşme yani Kürtlerin ayakta kalabilmesi çok önemli. Çünkü bu dönemin ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Fakat yarın 2030’larda çok daha değişik bir dünya da olabilir. Kürtler açısından belki çok daha olumlu bazı koşullar da oluşabilir. Tersi de olabilir. Bunu bilemiyoruz. O yüzden Kürtlerin özellikle Rojava ve Başur’da ayakta kalabilmeleri, Kürt bölgelerinin korunabilmesi çok önemli. Türkiye’ye gelince bu süreç nereye gidecek? Ben bilemiyorum. Fakat söz konusu sadece bu süreç değil aynı zamanda Kürt olgusu, Kürt meselesi, Kürt sorununun tartışılması, Kürt sorununun çözülmesi ve bu Kürtlerin haklarıyla birlikte tanınması anlamına gelmekte. Yani sanıyorum burada Kürt Hareketi’nin bu konuda bilinçli olması gerekli. Her şeyi sürece indirgememek zorunda.









