Cumhuriyet’in 103. yılı kutlanırken, resmi törenlerde nutuklar çekilir, bayraklar dalgalanır, “ailem güvende” ve “milli değerler” üzerine kampanyalar yürütülürken, Siirt’in Kurtalan ilçesinde bir kadın, Emine Teğin mikrofonu eline aldı. Süslü cümleler kurmadı, siyasi nutuk atmadı. Sadece kendi hayatını anlattı. Ve o konuşma, dönemin en net, en sarsıcı ve en kalıcı metni oldu.
Açlığın, emeğin ve sessiz bir isyanın manifestosu
DEM Parti’nin “Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe” çalışmasının Kurtalan ayağında söz alan Emine Teğin, dört çocuk annesi bir emekçiydi. Eşi kanser hastasıydı, yine de yevmiyeye gidiyordu. Aile altı kişiydi. Bir inekleri vardı; yem alamadıkları için kesime göndermek zorunda kaldılar. Bir çuval yem bin liraya çıkmıştı. “Eve niye gidiyoruz? Evde bir şey yok ki yiyelim” diyen çocuklara şahit olmuştu. Saçları dökülen, tırnakları kırılan çocuklar vardı. Kendi sütlerini, yoğurtlarını, sebzelerini üreten insanlar artık üretemiyordu.
Bir emekçi Kürt annenin dili ve çıkarılması gereken ders
Teğin’in anlattıkları, yalnızca bir ailenin hikâyesi değildi. Kadın olmanın, anne olmanın, emekçi olmanın, eşi hasta olmanın, çocuklarının yetersiz beslendiğinin, ineklerine yem almakta zorlanmanın, birini mecburen kesime göndermenin, göç yollarına düşmenin ve hele de Kürt kadını olmanın ne anlama geldiğini tane tane ortaya koydu.
Sakin, ölçülü, yer yer kaygılı bir sesle konuştu. “Belki de tutuklanırım” diyerek, iki muhalif cümle kuranın başına neler gelebileceğini bildiğini de gösterdi. Yine de susmadı.
Konuşması, süreçten döneme, tarım ve hayvancılıktaki yanlış politikalardan samanın bile ithal edilmesine, üreticilerin, emekçilerin, köylülerin açlığa, sefalete ve sürünmeye mahkûm edilmesine kadar geniş bir alanı taradı. “Bu ülkenin halkı tembel değil. Elinden başka bir şey gelmiyor” dedi.
“Bazıları bu ülkenin kaymağını yerken bu ülkenin halkı aç. Çocuklarımız okula aç gidiyor. Herkes duysun.” Midesi boş olan insana “beynini çalıştır” denemeyeceğini, gençlerin tembel olmadığını, çocuk yoksulluğu ile kadın yoksulluğunun birbirine bağlı olduğunu anlattı. Fon vurgununa değindi: “Bu kadar parayı ne yapacaksınız?”
Aile propagandası ile aile gerçeği
İktidarın “aile” üzerine yoğun kampanyalar yürüttüğü, aileyi kutsadığı, “ailem güvende” diyen sloganlar ürettiği bir dönemde Teğin’in sözleri başka bir gerçekliği görünür kıldı. Eğitimden sağlığa her alanda sorun vardı. Yem ve mazot yüzünden üretimin durduğu bir yapıyı anlattı. Kadın yoksulluğu, omuzlarındaki ağır yük, boşanmaların artışı, eğitim masraflarının karşılanamaması… Bunlar “aile” propagandasının altında ezilen somut gerçeklerdi. Teğin, yalnızca Kürt kadınların değil, tüm Türkiyeli kadınların, emekçilerin, köylülerin acısını, feryadını ve direnişini dile getirdi.
Cumhuriyet’in 103. yılında paradoks
Konuşmanın Cumhuriyet’in 103. yılı kutlamalarına denk gelmesi, ironiyi daha da keskinleştirdi. Bir yanda resmi kutlamalar, “çağdaş” ve “milli” söylemler; diğer yanda verimli toprakların rant uğruna yapılaşmaya açıldığı, doğanın yok edildiği, mazot ve yem yüzünden tarlanın ekilemediği, ineğin kesime gönderildiği, çocukların açlıktan bayıldığı bir Türkiye.
Teğin’in “Elinizden tohum düşse yeşerecek topraklar” diye başladığı sözleri, bu paradoksu en çıplak haliyle ortaya koydu. Dört mevsimi yaşayan, tarım potansiyeli yüksek bir ülkede insanlar kendi sütlerini, peynirlerini üretemez hâle gelmişti. Omega yüklü balık yiyemiyordu. Bu, yalnızca ekonomik bir kriz değildi; yönetimde, kaynak dağılımında ve önceliklerde derin bir sıkıntının göstergesiydi.
Fon vurgunu ve milyarlar
Tam da o günlerde Türkiye’yi sarsan fon skandalının gölgesi, emekçi kadının sözlerini daha da ağırlaştırıyordu. Kaynağı açıklanamayan milyonların birkaç ayda milyarlara dönüşmesi Meclis’te tartışılıyor, halklar, muhalefet isimlerin açıklanmasını istiyordu. Ancak gerçekler hâlâ gün yüzüne çıkmadı. Aynı dönemde eski bakanlar, bürokratlar, düzenleyici kurum yöneticileri ve iktidar çevresindeki isimlerin adı milyarlık vurgun fonlarında geçiyor; bazıları için istifalar, mal varlığı tedbirleri, hızla geri kaldırmalar, jet ve lüks yatlara el koyma haberleri geliyor ancak sis perdesi aralanmıyor.
Bazı isimlerin on milyarlarca liralık çıkış yaptığı ve yurtdışına kaçtığı iddiaları konuşuluyordu. Meclis’te yüzlerce kişinin listesi tartışılıyor, “bu alçaklar kim?” diye soruluyordu. Yatlar, özel jetler, yüzlerce daire, kaynağı belirsiz servetler… Bunlar “kaymak”ın somut yüzleriydi. Emekçi Emine’nin “ne yapacaksınız bu kadar parayı” sorusu, tam da bu tabloya denk düşüyor.
Umut ve dönemin manifestosu
Bütün bunlara rağmen Teğin umutluydu. Onca yokluk, yoksulluk ve kötülük içinde geleceğe gözünü dikmiş, ufka bakmıştı. Özgür, demokratik, eşit ve yaşanabilir bir gelecek için mücadele edilmesi gerektiğini, emekçi bir dille ortaya koydu. Konuşması, kişisel acıdan kolektif çıkışa uzanan bir çizgi çekti. Kendi dünyasından, yaşamından, zorluklarından ve arayışlarından söz ederken aynı zamanda bir yol da gösterdi.
Tumturaklı söylemlere gerek yoktu; emekçinin kendi dilinden gelen bu sözler, meselenin anlaşılması için yeterliydi. Konuşmanın ardından milyonlar haberdar oldu. DEM Parti’nin İstanbul ve Kurtalan’dan iki koldan yürüttüğü “Ekmek, Barış ve Adalet” çalışması, Teğin’in somut anlatımıyla daha görünür, daha anlaşılır bir içerik kazandı. Bu konuşma, dönemin manifestosu gibiydi. Çocukların, kadınların, işçilerin, emekçilerin, Kürtlerin, Türklerin, tüm halkların, inançların, cinslerin ve gençliğin dününe, bugününe ve geleceğine ilişkin önemli cümleler kurdu.
Emine Teğin’in o gün Kurtalan’dan yükselen sesi tüm emekçi kadınların sesiydi. Sakin, net ve sarsılmazdı. Üzerine söz söylemek gerçekten kabil değildi. Bir yanda aç çocuklar ve kesime giden inek, diğer yanda kaynağı belirsiz milyarların aktığı fonlar, yatlar ve yüzlerce daire.
O uçurumun adı, adaletsizliktir, sömürüdür, kapitalizmdir ve bu durum değiştirilebilir, yeni bir düzen kurulabilir… Yeni düzen, demokratik bir gelecek için yola koyulma zamanı…








