Rojava Film Festivali için hazırlıklar son aşamaya girerken, 45 filmin gösterime gireceği festivale dair konuşan sinemacı Diyar Heso, Rojava’da yaşanan hikayeleri, direnişleri ve kahramanlıkları özgür sinemayla anlatmak istediklerini söyledi
Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Rojava Uluslararası Film Festivali, 13-20 Kasım tarihlerinde Qamışlo kentinde gerçekleştirilecek. Uluslararası filmler, belgeseller, Kürtçe yapımlar, kısa filmler ve senaryo dalındaki eserlerin yer alacağı festivalde toplam 45 film gösterilecek. Program kapsamında 8 belgesel, 7 kurmaca film, 9 Kürtçe kısa film, 9 uluslararası kısa film, yarışma dışı 6 ortak masal ile Rojava yapımı 5 eser ve özel gösterim olarak uzun metraj Kürtçe ‘Heval Kekê Min’ filmi izleyiciyle buluşacak. Festival, 13 Kasım 1960 tarihinde Amûdê’deki Şehrazad Sineması’nda gerçekleşen ve 283 Kürt çocuğunun katledildiği yangının yıldönümünde start alacak.
Hikayeler, direnişler ve kahramanlıklar
Rojava Film Komünü kurucularından yönetmen Diyar Heso, Mezopotamya Ajansı‘na (MA) yaptığı değerlendirmede devrim sürecinde yaşanan büyük kahramanlıkları toplumsal hafızaya aktarma ihtiyacından söz etti. Diyar Heso, sinemanın Rojava’da bir zorunluluk olarak örgütlendiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle de direniş ve savaş; YPG ve YPJ öncülüğünde yaşanıyordu. Dünyanın ilgisini çekiyordu, bu direnişi belgelemek, izlemek için belgesel yapımcıları, sinemacılar, gazeteciler geliyor, çalışmalar yürütüyorlardı. Ancak bunlar yeterli olmuyordu, çünkü yaşanan hikayeleri dışarıdan görmek başka içeriden görmek-yaşamak başkadır.”
‘Direnenlerin hikayelerini anlatmak istedik’
Direniş öykülerini kendi iç dinamikleriyle aktarmak amacıyla 2015 yılında Rojava Film Komünü’nü kurduklarını kaydeden Diyar Heso, enternasyonalist sinemacıların ve şehit düşen Mazdek Ararat (Ömer Bağcı) gibi isimlerin komünün harcındaki katkılarına dikkat çekti. Heso, şunları söyledi:
“Direnenlerin hikayeleri, duyguları, inandıklarını anlatmak istedik. İkinci olarak ise bunları yapabilmek için özellikle eğitim gerekliydi. Sinemayı seven gençleri eğitmek, örgütlemek gerekiyordu. Üçüncü olarak ise yapılan çalışmaların, yapılan sinema, filmlerin halka ulaştırılması gerekiyordu.”
‘Sinema yapmak için bile şehit veren bir halkız’
Kültürel soykırım kıskacında sinema yapmanın zorluklarına değinen Diyar Heso, Ortadoğu koşullarında sinema akademileri kurarak yeni bir nesil yetiştirdiklerini vurguladı. Kürdistan sinema geleneğine katkı sağladıklarını belirten Heso, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sadece ülke savunmasında değil, sinema yapmak için bile şehit veren bir halkız. Bu gerçekliklerin hepsini topladığımızda karşı karşıya olduğumuz zorluklar ortada. Son on yıldır Rojava’da ciddi bir sinema çalışması yapılmaya başlandı. Ancak Kürdistan sinemasının tarihi elbette son on yıl ile sınırlandırılamaz… Şehit Halil Dağ sineması diye bir gerçeklik vardı. Yine Kuzey Kürdistan’da Kürdistan sinemasının örgütlendirilmesi için atılmış olan ciddi adımlar vardı. Bu adımların üzerine bir adım daha eklemeye çalıştık Rojava’dan.”
‘Ortak hikayeler, özgür sinema’
Festivalin 13 Kasım’da başlamasının tarihi bir anlam taşıdığını ifade eden Heso, Amûdê Sineması Katliamı’nın toplum hafızasında yarattığı travmayı aşmayı ve Simurg kuşu gibi küllerinden doğmayı hedeflediklerini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“13 Kasım tarihi Rojava’da özellikle sinema tarihinde büyük bir travmadır. Amûdê Sineması katliamının yıldönümüdür… Düşünün Amûdê Sinema Katliamının olduğu dönemde dünyaya bile gelmemiş olan insanlar, çocuklarını göndermek istemiyorlardı. ‘Bir şey olmaz değil mi, sinema yine yanmaz değil mi’ gibi birçok kaygıyla yaklaşıyorlar… Katledilmiş olan sinemaya bir soluk olmak, yeniden canlandırmak istedik. Yanarak katledilmiş sinemanın, çocukların küllerinden yeniden bir doğuş gerçekleştirmek hem zor hem de önemli… Bu nedenle festival sloganı olarak bu yıl ‘Çîrokên Hevpar, Sînemaya Azad’ (Ortak Hikayeler, Özgür Sinema) olarak belirledik.”
Haber: Nilgün Yıldız / MA









