Amerika’da Demokratlar Kongre’nin iki kanadını birden aldı; Teksas’tan Güney Karolina’ya Cumhuriyetçi kaleler birer birer düştü. “Tarihi zafer” başlıkları “demokrasinin dönüşü” müjdeleriyle yarıştı. Oysa Ortadoğu’da dünden farklı hiçbir şey yok; Gazze’nin yıkıntısı da, son Amerikan askerinin bir ay önce Erbil’den ayrılmasıyla açılan boşluk da yerli yerinde. Değişen tek şey, devletin kimin tarafından yönetileceği.
Seçimin gücünü küçümsemiyorum. Toplum, kendisini yoksullaştıran yönetimi cezalandırdı ve sonuç, itirazsız kabul edildi; Capitol baskınını hatırlayanlar için bu az şey sayılmaz. Yine de seçmenin kullandığı güç denetleyicidir: hayır diyebilir ama yerine ne geleceğini kuramaz.
Trump’ı iki yıl önce iktidara taşıyan öfke ile bugün onu cezalandıran öfke, ay sonunu getiremeyen aynı hayattan besleniyor. Öfke iki parti arasında gidip geliyor, kaynağına kimse dokunmuyor. Sistem tam da böyle çalışır: seçim, birikmiş öfkeyi toplayıp oyla boşaltan bir subaptır.
Ulus-devlet ile uluslararası sermaye arasındaki ilişki, hangi partinin Beyaz Saray’da ya da Kongre’de oturduğundan bağımsız bir süreklilik taşır. Çin’le rekabet Obama’nın masasında tasarlandı; sonraki her başkan onu biraz daha sertleştirdi. Ortadoğu’dan kara gücünü çekme eğilimi de partiler üstü bir çizgi izledi. İsrail ilişkisi ise yasalara işlenmiş bir devlet politikası: İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğünü gözetme yükümlülüğü 2008’den beri yasada yazılı, 2028’de sona erecek on yıllık yardım mutabakatının yenisini de Trump müzakere edecek. Gazze, Senato’da ilk kez ciddi bir isyana yol açtı ve yeni çoğunluk masaya koşul ekleyebilir. Masayı kaldırmak ise ne bu Kongre’nin ne de bir ara seçimin harcı.
ABD’de iç politika yasaya bağlıdır, ama dış politika büyük ölçüde başkanın takdirinde. Kongre kapıyı kapattığında başkan açık kalanlara, olağanüstü yetkilere ve dış politikaya yönelir. Yüksek Mahkeme Şubat’ta olağanüstü yetkilerle konan gümrük tarifelerini iptal ettiğinde, aynı gün başka bir yasaya dayanan yeni bir ek vergi ilan edildi. Mahkeme yürütmeyi durduramadı, yolunu değiştirtti.
Önümüzdeki iki yıl istisnanın kurala dönüştüğü yıllar olacak. Bu yolların buluştuğu yer ise Ortadoğu: silah satışları da, Körfez sermayesinin başkanın ailesinin işleriyle iç içe geçtiği yatırım ağları da orada. Kongre’nin en az denetleyebildiği alan, bölge halklarının en çok etkilendiği alanla örtüşüyor.
Tarih bunun provasını yapmıştı. Trump 2018 ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi’ni kaybetti; bir ay sonra Suriye’den çekilme kararını açıkladı. O karar, on ay sonra Serêkaniyê ve Girê Spî’ye açılan yolun ilk adımı oldu. Washington için küçük bir taktik ayar, sahada yüz binlerce insan için yurdundan edilmek demekti.
Swahili atasözü “filler kavga edince ot ezilir” der. İçeride sıkışan bir başkanın miras kaygısıyla girişeceği büyük pazarlıklar, Tahran’la bir çerçeve olsun Ankara ile kapsamlı bir paket olsun, barış adıyla geleceği için az sorgulanacak.
Kürtler bunu herkesten iyi bilir. 1975’te Cezayir’de İran ile Irak el sıkıştığında, Washington’un da onayıyla Şah desteğini çekti ve Güney’deki ayaklanma birkaç hafta içinde dağıldı. Fillerin uzlaşması bir halkın direnişini bir gecede bitirdi. Masada olmayan, menüde olur.
Tek bir hegemonun çözülmesi de teselli sunmuyor. Çok kutuplu dünyayı barışçıl bir denge sanan iyimserlik, 19. yüzyılın büyük güçler dengesinin 1914’e vardığını unutuyor. Fil sayısı arttıkça ezilen ot da çoğalır. ABD’nin geri çekildiği Ortadoğu’da her bölgesel başkent boşluktan payını büyütmeye çalışıyor; geçiş dönemleri sakin geçmez.
Buradan “hiçbir şey değişmiyor” sonucu çıkmamalı tabii. O cümle, kurtuluşu Washington’dan bekleyenlerin yanılgısını kırarken, yerine bir edilgenlik koyar. ABD’nin bölge stratejisi yerinde duruyor; değişen, bu stratejinin daha az denetlenen ve daha oynak bir biçimde yürütülmesi olacak. Bu oynaklığın bedelini her seferinde otlar öder.
Seçim takvimi zamanı da sömürgeleştiriyor: Amerikalı seçmen 2028’i, bölgedeki aktörlerin bir kısmı Washington’daki dengelerin dönmesini bekleyecek. Bekleyiş örgütlenmenin yerini aldığı ölçüde seçim, halkların kendi gündemini geriye iter.
Trump’ın iktidarını korumak için başvuracağı her araç, halklarla çelişkiyi derinleştirecek ve öfkenin nedenlerini çoğaltacak. Asıl soru, bu öfkenin yine bir subaptan boşalıp boşalmayacağı ya da kurucu bir güce dönüşüp dönüşmeyeceği.
Bu sorunun cevabı Washington’da aranmaz. Filler gelir geçer, ot yeniden biter; yeter ki kökü toprağında olsun.









