Çatışmalı süreçte oğlunu, kızını, yeğenini ve bir yakınını yitiren Bêzar Bingöl, ‘Silahlarını yakarak bu barışı yaratan bütün kahramanlarımızın gözlerinden öpüyorum. Hepsine serkeftin diyorum. Artık hepimiz tek ağızdan barış diyerek onurlu bir barış yaratalım’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası yeni bir sürece kapı aralandı. PKK, çağrı üzerine 12. Kongresi’ni topladı ve “çalışmalarını sonlandırma” kararı aldı. Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin kararı, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme açısından büyük bir önem taşırken, sürece destek verenlerin başında, çatışmalı süreçte yakınlarını yitiren aileler geliyor. Bingöl ailesi de bu ailelerden biri.
1994 yılında Mûş’un Kop (Bulanık) ilçesine bağlı Şîlana (Atmaca) köyünün yakılması nedeniyle önce ilçe merkezine ardından da süren baskılar nedeniyle aynı yıl içerisinde İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Bêzar Bingöl, çatışma süreçlerinde oğlunu, kızını, yeğenini ve kayınının oğlunu kaybetti. Önce oğlu Sedat Bingöl (Welat Zîlan) 9 Temmuz 2012’de katılım yaptı, 26 Mart 2018’de Dersîm’de yaşamını yitirdi. Oğlundan sonra kızı Leyla Bingöl (Zîlan Garzan) 2012’de katılım yaptı ve 7 Kasım 2023’te Kobanê’de yaşanan çatışmada hayatını kaybetti. Kız kardeşinin oğlu Hamza Demir (Dewran Kop) de 2012 yılında katılım yaparak, 2015’te yaşamını yitirirdi, kayınının oğlu Kasım Bingöl (Baran Serhat) 2012’de katılım yaparak 2014’te yaşanan bir çatışmada yaşamını yitirdi.

‘Yolumuz Apo’nun yoludur’
Bêzar Bingöl, yaşadıkları baskılar ve çocuklarıyla yeğenlerinin mücadelelerine ilişkin konuştu. Köyde yaşadıkları süreçte koruculuk dayatmasıyla karşılaştıklarını ve bunu kabul etmedikleri için kendilerine baskı uygulandığını belirten Bêzar Bingöl, askerlerin “köyünüzü yakarız” tehditleriyle karşılaştıklarını söyledi. Kısa bir süre sonra da köylerinin yakıldığını ve köylülere işkence yapıldığını kaydeden Bêzar Bingöl, şunları anlattı:
“Annem o gün ekmek yapacaktı. Gelip hamur dolu leğeni bile devirdiler. Hiçbir şeylere tahammülleri yoktu. Bunun üzerinde köyümüzü boşaltmak zorunda kalarak Kop’un merkezine göç ettik. Ama burada da baskılar peşimizi bırakmadı. Neredeyse her gün evimize baskınlar yapılıyordu. Duvarda asılı olan eşimin fotoğrafında gözlerine kalem batırıyordu, ‘Bak onu da yakaladığımız zaman aynı böyle yapacağız’ diyerek bizi öldürmekle tehdit ediyorlardı. Orada da tutunamadık mecbur kaldık İstanbul’a göç ettik. İstanbul’a geldiğimizde çocuklarım tamamen hareketin içine girdiler. Çalışmalarda yer aldılar. Çocuklarıma neden diye sorduğumda, ‘Biz yolumuzu seçmişiz, yolumuz Apo’nun yoludur, yolumuz önderliğin yoludur. Köyümüz yakıldı, yerimizden göç ettirildik, hakaret ve işkenceler gördük ne yapalım’ diyorlardı.”
‘Allah’a şükürler olsun önderlik süreci devam ettiriyor’
Katılım yapan çocuklarının yaşamlarını yitirdiğini hatırlatan Bêzar Bingöl, “Çocuklarımı görebilmek için çok aradım. Kobanê’den tutun Dêrsim dağlarına, Serêkaniyê, Girê Spî’ye kadar yollara düştüm. Gözyaşımın dökülmediği bir dağ kalmadı. Ama inşallah artık bu gözyaşlarımız dinecek. Şeyh Said döneminden bugüne kadar olan şehitlerimizin verdiği mücadele ve direniş sayesinde inşallah barış olacak. Allah’a şükürler olsun önderlik iki yıldır bu barışı başlatarak süreci devam ettiriyor. Ama bu iki yıl içinde adım atmayan bir devlet de var. Cezaevlerinin kapısını dahi açmadı. Gözümüz cezaevinin yollarında. Artık biz de haklarımıza kavuşalım. Benim 3 oğlum da şu an Avrupa’da sürgündedir. Burada tüm derdimizi anlatmaya kalksak bitmez. Ama bütün bunlara rağmen bakın Barış Anneleri yine direniyor, diyorlar ki, ‘Biz Apo’nun yanına gideceğiz.’ Gitsinler, annelerde derdini anlatsın” diye belirtti.
‘Senin bana ‘xatirê te’ demen lazım’
Yaşamını yitiren çocuklarını anlatan Bêzar Bingöl, şunları söyledi:
“O (Sedat Bingöl) gittiğinde kimse benden ayrılıp gideceğine inanmıyordu. ‘Welat annesi olmadan idare edemez’ diyorlardı. Beni çok seviyordu, çok bağlıydı. Gittiğinde herkes şok olmuştu. Gittiği zaman okul kravatını, kalemini, silgisini, defterlerini hepsini buraya bırakmıştı. Hala şehîd Welat’ın kendi elleriyle bağladığı kravatını saklıyorum. Şehîd Leyla da öyleydi. Her daim partinin ve mücadelenin içindeydi. Bazen, ‘Leyla, Welat gitti sen de gitme. Çok acı çektik’ derdim. Leyla da ‘Senin bu yaşadığımız dertleri hiçbir zaman unutmaman lazım, ne yaparsak yapalım siz bilirsiniz demelisiniz’ derdi. Gerçekten de öyle oldu. Bazen Leyla’ya evlenmesi için ısrar ediyordum, o da ‘Welat dağlarda gerillayken, ben evlenmem’ diye cevap verirdi. Bir tane arkadaşlık ettiği biri vardı. Bir gün birlikte eve geldiler. Gideceğini söyledi. Vedalaşmak için gelmişlerdi. Bana ‘Anne, Welat gittiğinde sen çok ağladın, keşke Welat giderken benimle vedalaşsaydı diyorsun hep, bak ben geldim seninle vedalaşarak gidiyorum. Senin bana ‘xatirê te’ demen lazım. Çünkü ben yolumu seçtim benim yolum Apo’nun yoludur’ dedi. Sonra benim ve babasının ellerini öptü, Dilan’ın (kardeşi) alnından öperek, ‘Anne ve babama iyi bak’ dedi. Leyla ve arkadaşı o gün bizimle vedalaşarak gitti. Hatta gittikten sonra Garê’de birbirlerini görmüşler. Biz daha sonra Sami’nin (Leyla’nın birlikte katılım yaptığı arkadaşı) de şehit düştüğünü öğrendik. Kaynımın oğlu Hamza da çocuklarımla aynı yıl katıldı. Zaten o da benim oğlum gibiydi çünkü ben baktım, büyüttüm onu. Kız kardeşimin oğlu şehit Hamza’da yine aynı yıl katılım yaptı. O da Rojava’da şehit düştü. O kadar çok şey yaşadık ki bilemezsiniz. Ama artık hiç kimsenin bunu yaşamasını istemiyoruz. Artık bir barış olsun.
‘Her Kürt’ün, bu gençlerin neden canlarını ortaya koyduğunu bilmesi gerekiyor’
Bu kadar güzel çocuklarımızı gençlerimizi kaybettik. Her Kürt’ün, bu gençlerin ve insanların neden savaştığını neden canlarını ortaya koyduğunu bilmesi gerekiyor. Bunun için de herkesin elini taşın altına koyarak, yüksek sesle barış talebini dile getirmesi gerekiyor. Ben çocuklarımla gurur ve onur duyuyorum. Başım diktir. Ben de ömrüm ve kanımın son damlasına kalana kadar çocuklarımın yolundan geri dönmem. Ben çocuklarımın anılarıyla yaşıyorum. Şehit Leyla, şehit Welat asla kimsenin kalbini kırmazlardı. O kadar anlayışlı, nazik ve düşünceliydiler. Çocuklarım, ‘Biz Apo’nun yolundan gideceğiz’ dediler ve öyle yaptılar.
‘Artık hepimiz tek ağızdan barış diyerek onurlu bir barış yaratalım’
Benim kaynanamın babası, hareketten çok önce devlet tarafından katledilerek şehit oluyor. Kaynanam da evin içinde hep, ‘Lawo lawo ben babamı göremedim, benim babamı devlet köyün aşağısında götürüp işkenceyle katlettiler’ diyordu. Çocuklarım da daha küçüktü, ‘Tamam nene biz bir gün senin babanın intikamını alacağız’ derlerdi. Çocuklarım dedelerinin intikamını almak için gittiler ve aldılar. Son olarak buradan İmralı’ya Önder Apo’ya ve zindanda olanlara selamlarımı gönderiyorum. Silahlarını yakarak bu barışı yaratan bütün kahramanlarımızın gözlerinden öpüyorum. Hepsine serkeftin diyorum. Artık hepimiz tek ağızdan barış diyerek onurlu bir barış yaratalım. Çok şükür bizi bu günlere getiren kahramanlara ve Önder Apo’ya.”
Haber: Roza Arpa \ MA









