Geçen hafta yazmıştım bu yazıyı ama günlük koşuşturmalar arasında göndermeyi atlamışım. Brezilya’nın üstüne Trump da Temsilciler Meclisi seçimlerinden yenilgiyle çıkınca biraz -ama biraz- keyiflenme hakkımızı kullanıyoruz. Tabii ki bütün bunları da her yerde sokakları saran şenlikli gösterilerin üstüne serperek…
Lula deyince aklıma hep ilk olarak Arjantin’de, uluslararası terörizm cezaevinde yaptığımız o tartışma gelir. İtalyan Kızıl Tugayları’nın onlarca yıldır aranan militanlarından Leonardo Bertolazzi’nin hücresindeydik. Tuvalet deliğinin üzerine ayaklarını dikkatle yerleştirdiği bir sandalyede oturuyordu. Hücreydi, küçüktü işte, o yüzden. Fabian’la ben de o hücrenin misafirleri olarak onun yatağının kenarına oturmuştuk. Anarşist bir yönetmendi Fabian. Barikat filmleri yapıyordu. Kapitalizmin can damarı olan yolları kesen barikatlar -Bazen üç eski otomobil lastiği, bazen yola itinayla devrilmiş koca bir elektrik direği- o yüzden buradaydı zaten…
Her yerde yaptığımız gibi dünyayı ve onu değiştirmeyi tartışıyorduk. Chávez de Lula da iktidarda tazeydi henüz. “Chávez daha iyidir,” diyordu Fabian ve Chávez o zamanlar sosyalizmden pek söz etmiyordu hatta ve demiştim, Fabian anarşistti. Lula’yı pasif buluyordu. Leonardo’yla ben de “Ama Lula işçi mücadelesinden geldi, hem de diktatörlük zamanındaki bir mücadeleden,” diyorduk. Sert bir mücadele.
Halbuki Kızıl Tugaylar, yani Brigate Rosse, İtalyan Komünist Partisi’ni de pasif bulurdu…
Fabian yüzünü ekşitiyordu. “Göreceksiniz, ondan bir şey çıkmaz,” diyordu. Termostan mate kabına sıcak su koyup bize uzatıyordu.
— Madem dünyayı değiştiremiyoruz, konuyu değiştirelim’ diyordu James Joyce, Ulysses’de-
Amazon ormanlarının içinde, bir MST (Topraksızlar) kampında, kamıştan ve siyah naylondan yapılmış bir evin duvarında Lula’nın afişi asılıydı. “Artık burayı hak etmiyor,” deyip afişi indirdi ev sahibi kadın topraksız. Hamakta yatıyorduk, yağmurun dinmesini bekliyorduk. Lula’nın tarım politikalarını protesto etmek için yaptığımız 275 kilometrelik yürüyüşten yeni dönmüştük. Hemen altımızda evcil bir rakun sakince olanları seyrediyordu. Lula, Brezilya’yı GDO’lu ürünlere açmıştı mesela. Büyük toprak sahipleri, Monsanto, Cargill filan çok memnundular bundan.
— “Özel sektör, benim hükümetim dönemindeki kadar çok parayı, hiçbir zaman kazanmadı,” diyordu Lula, bir röportajında.
Ama Lula yönetiminde 2026’da ücret artışları, enflasyonu aşıyordu. Üstelik işsizlik oranı, yılın üçüncü çeyreğinde 2012’den bu yana, en düşük seviyeye inmişti. Ve en önemlisi, bütün dünyayı ele geçirdiklerini düşünen dijital oligarkların tekerine çomak soktu Brezilya seçimi.
Bu yüzden keyfini çıkarmayı ihmal etmeyin. Seçimin ilk turundan ikinci turuna ortaya çıkan dinamiği tek bir ‘app’e -uygulamaya bağlayan analizleri sıcak bir tebessümle kenara koyarak tabii ki…
Gelecek yazıda bunu da konuşmak üzere…









