• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
3 Kasım 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Bir iktidarın ahlaki çöküşü: Hasta mahpusların yaşam hakkında saklı

3 Kasım 2026 Salı - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Bir mahpusun Kürt olması, belirli bir dinî çevreyle ilişkilendirilmesi veya iktidarın karşısında konumlandırılması, devletin onun yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Adaletin ahlaki sınavı tam da burada başlar

Lütfiye Bozdağ

Bir iktidarın ahlaki karakteri, iktidara gelirken vadettikleriyle değil; en zayıf, en çaresiz ve en korumasız vatandaşlarına gösterdiği tutumuyla ölçülür. “Adalet”, “din”, “vicdan” ve “hak arayışı” kavramlarını her fırsatta dilinden düşürmeyen, kendi mağduriyetlerini siyasal meşruiyetinin temeline yerleştiren siyasi iradenin yirmi yılı aşkın iktidarı boyunca geldiği ahlaki yozlaşma ve çürüme, mahpus Abdullah Tırpan’ın ve Abdülalim Kaya’nın yaşadıklarında somutlaşmaktadır.

Abdullah Tırpan FETÖ üyeliği suçlamasıyla mahkûm edilmiş, Abdülalim Kaya PKK üyeliğiyle suçlanan Kürt bir mahpus. Farklı siyasi ve toplumsal kimliklere sahip iki insanı ortak noktada buluşturan şey, düşüncelerinin, inançlarının veya geçmişlerinin ortaklığı değil; devletin cezalandırma yetkisi karşısında insan onurunun dokunulmazlığıdır. Zira bir insanın yaşam hakkını savunmak için onun siyasi görüşünü benimsemek, inancını paylaşmak veya kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmek gerekmez. İnsan hakları, yalnızca masum olduğuna inandıklarımızın ya da kendimize yakın gördüklerimizin sahip olduğu ayrıcalıklar değildir.

Adaleti yalnızca kendi yandaşına işleyen bir mekanizmaya dönüştüren iktidar, merhametini yitirdikçe zulmünü büyütmeye devam ediyor.

73 yaşındaki Abdullah Tırpan ağır diyabet hastasıydı. Kaslarında erime meydana gelmiş, başkasının fiziksel desteği olmadan yürüyemez durumdaydı. MAZLUMDER’in Adalet Bakanlığına gönderdiği 29 Haziran 2026 tarihli yazıda, resmî sağlık raporlarında mahpusun ancak bir kişinin aktif desteğiyle yürüyebildiğinin belirtildiği, buna rağmen cezaevinde yaşamını sürdürebileceği yönünde karar alındığı ifade ediliyordu. Hastalığı ilerledi. Bacağındaki yaralar kangrene dönüştü. Bir bacağı kesildi. İnfazının ertelenmesi için yapılan çağrılar sonuçsuz kaldı. Abdullah Amca, ağırlaşan sağlık durumu nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Bir insanın yaşam hakkının korunması için daha ne kadar ağır hastalanması, ne kadar acı çekmesi, bedeninden daha ne kadar kaybetmesi gerekiyordu?

Abdülalim Kaya’nın yaşadıkları da Kürt kimliğiyle devletin cezalandırma yetkisi karşısında bulunan bir insanın hakları üzerinden aynı ahlaki soruyu gündeme getiriyor.

Bir insanın hakları, onun hangi siyasi veya etnik kimliğe ait olduğuna göre değişebilir mi?

Birine “FETÖ’cü”, diğerine “Kürt, bölücü, terörist” denildiğinde, kimi zaman artık onların insan olarak yaşadıkları değil, üzerlerine yapıştırılan etiketler konuşuluyor. Böylece hastalık, yaşlılık, çaresizlik ve ölüm tehlikesi bile siyasi aidiyetlerin gölgesinde kalabiliyor.

Türkiye’de siyasal kutuplaşmanın en ağır sonuçlarından biri, insanın kendi adıyla, kendi acısıyla ve kendi hikâyesiyle görülmek yerine ait olduğu düşünülen bir kimliğe indirgeniyor. Oysa bir suç isnadı veya mahkûmiyet, insanın temel haklarını ortadan kaldırmaz. Bir mahpusun Kürt olması, belirli bir dinî çevreyle ilişkilendirilmesi veya iktidarın karşısında konumlandırılması, devletin onun yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Adaletin ahlaki sınavı tam da burada başlar.

Herkes kendi yakınının hakkını savunabilir. Herkes kendisine benzeyenin acısına üzülebilir. Asıl ahlaki sorumluluk, kendimize uzak gördüğümüz, düşüncelerini paylaşmadığımız, hatta karşı çıktığımız insanların haklarını da aynı kararlılıkla savunabilmektir.

Evrensel hukuk yasasında temel hakların güvence altına alınması, kişilerin toplumsal konumlarından ve özel çıkarlarından bağımsız adalet ilkelerine tabidir.

Abdullah Tırpan’ın yaşam hakkını savunurken Abdülalim Kaya’nın haklarını görmezden gelmek de Kürt mahpusların uğradığı haksızlıkları dile getirirken başka bir siyasi kimliğe sahip mahpusun acısına kayıtsız kalmak da aynı ahlaki tutarsızlığı yeniden üretir. Zulmün kimliğine göre taraf seçen bir vicdan, zulme karşı değil, yalnızca kendi tarafının mağduriyetine karşı duyarlıdır. Kendisini dinî değerlerin savunucusu olarak tanımlayan bir iktidarın, en ağır ahlaki sınavı tam da burada başlar.

Bir insanın siyasi kimliğine duyulan öfke, onun yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırabilir mi?

Bir mahpusun geçmişi, hastalığı karşısında merhametsizliği meşrulaştırabilir mi?

Devletin gücü, kendisini savunamayacak durumdaki bir insan üzerinde sınırsızca kullanılabilir mi?

Din adına konuşanların, adaleti kendi yandaşlarıyla sınırlamaları yalnızca siyasal bir çelişki değil, savunduklarını iddia ettikleri inancın ahlaki ilkeleriyle yüzleşmelerini gerektiren bir tutarsızlıktır.

Merhamet, güçlü olanın güçsüze dilediğinde bağışladığı bir lütuf değildir. İnsan onuruna saygı, siyasal tercihlere göre dağıtılabilecek bir ödül hiç değildir.

Ahlak felsefesinde başkasının kırılganlığı, insanı kendi çıkarlarının ötesine geçen bir sorumlulukla karşı karşıya bırakır. Bu sorumluluk, karşımızdaki insanın bize benzemesine bağlı değildir.

Abdullah Amca’nın yürüyemeyen bedeni, ağır hastalığı ve giderek tükenen yaşamı, bu sorumluluğun somut bir çağrısıydı. Abdülalim Kaya’nın da, diğer Kürt mahpusların da, hangi suçlamayla karşı karşıya olurlarsa olsunlar, insanlık onurlarının korunmasını talep etme hakkı vardı, bu hakkı talep ettiler ancak karşılık bulamadılar.

Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlığına ilişkin çözümlemesi, bürokratik işleyişin ahlaki yargıdan kopmasının nasıl ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Sağlık raporu için yazışmalar, yazılan sayısız dilekçeler, bürokrasi döngüsünde oradan oraya giden gelen evraklar sonucunda infaz erteleme talebi değerlendirmeye alınmadan bir karar verilir. Bütün bu işlemler sürerken bir insanın hayatı tükenebilir.

Bürokrasi işlemeye devam ederken vicdanın devre dışı kalması, devletin ahlaki meşruiyetini sorgulamayı zorunlu kılar.

Çünkü hukuk yalnızca kuralların uygulanması değil, insanın haklarının güvence altına alınmasıdır. Adalet yalnızca cezalandırma yetkisi değil, o yetkinin sınırlandırılmasıdır. Vicdan ise yalnızca acıya üzülmek değil, o acının sürmesine neden olan koşullar karşısında sorumluluk üstlenebilmektir.

İki mahpusun hatırlattığı hakikat

Abdullah Tırpan’ın ve Abdülalim Kaya’nın ölümü, Türkiye’de ağır hasta mahpusların durumuna ilişkin yanıtsız sorular bıraktı. İki mahpusu yan yana getirmek, siyasi kimliklerini eşitlemek veya yaşadıkları olayların birbirinin aynısı olduğunu iddia etmek değil aksine, farklılıklarına rağmen aynı insanlık onuruna sahip olduklarını hatırlamaktır.

Bir iktidarın ahlaki karakteri, kendi taraftarlarına gösterdiği merhametle ölçülemez. Gerçek ölçü, kendisine karşı hiçbir gücü kalmamış, siyasi olarak dışlanmış, yaşlı, hasta ve savunmasız insanların karşısında nasıl davrandığıdır.

Adaletin dini, mezhebi, etnik kimliği ve siyasi partisi olmaz. Zulme uğrayanın kimliği değiştiğinde susanların adalet iddiası, kendi vicdanlarının sınırlarını açığa çıkarır.

Abdullah Amca’nın kangren olmuş bacağı kesildi. Ardından hayatını kaybetti. Abdülalim Kaya’nın % 93 engelli raporu ve ağır kronik hastalıklarına rağmen infaz erteleme talebi kabul edilmedi ve tahliye edildikten 17 ay sonra vefat etti.

Geride, hasta mahpusların yaşam hakkını korumakla yükümlü kurumların sorumluluğuna ilişkin ağır sorular kaldı.

En önemli soru, bir toplumun ve kendisini adaletle tanımlayan bir iktidarın, farklı siyasi ve etnik kimliklere sahip insanların acısı karşısında neden aynı ahlaki sorumluluğu gösteremediğidir.

Bir iktidarın ahlaki çöküşü, yalnızca zulmettiğinde değil; zulme uğrayanın kimliğine bakarak adaleti, merhameti ve vicdanı askıya alabildiğinde başlar.

*Barış Akademisyeni

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Siyasallaşma kurulu çalışmaya başlayacak mı?

Sonraki Haber

İhsan Eliaçık: Fon skandalı iktidarlaşan İslamcılığın ahlaki iflasıdır

Sonraki Haber

İhsan Eliaçık: Fon skandalı iktidarlaşan İslamcılığın ahlaki iflasıdır

SON HABERLER

İhsan Eliaçık: Fon skandalı iktidarlaşan İslamcılığın ahlaki iflasıdır

Yazar: Yeni Yaşam
3 Kasım 2026

Bir iktidarın ahlaki çöküşü: Hasta mahpusların yaşam hakkında saklı

Yazar: Yeni Yaşam
3 Kasım 2026

Siyasallaşma kurulu çalışmaya başlayacak mı?

Yazar: Yeni Yaşam
3 Kasım 2026

Kitleler, küresel ablukayı dağıtıyor

Yazar: Yeni Yaşam
3 Kasım 2026

30 yıllık tutsak Güler Bilen’in gözünden konferans: Her kadın bir mücadeledir, umuttur

Yazar: Yeni Yaşam
3 Kasım 2026

Fransa’da öğrencilerden çağrı: 3 Kasım’da ‘kara gün’, 5 Kasım’da alanlara

Yazar: Yeni Yaşam
2 Kasım 2026

‘Barış Nöbeti ziyaretlerle sürüyor: Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve statüsü temel talebimiz

Yazar: Yeni Yaşam
2 Kasım 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
[email protected]

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır