Kapitalizmin 1970’lerin ortasında başlayan yapısal krizine karşı finans kapitalin stratejik hamlelerini içeren neo-liberalizm, salt ekonomik saldırılarla sınırlı olmayan, insanı çürüten, hiçleştiren, mana dünyasını yok eden uygulamalarla topyekûn bir saldırı olarak biçimlendi. Sermayenin en pervasız diktatörlüğü olarak biçimlenen bu sistem, burjuva kibrin, paranın efendiliğinin ve dejenerasyonun ekstrem örneklerinin yaşandığı bir düzen kurdu. İdeolojik ve kültürel yıkım ve çözülme şiddetlendi.
Neo-liberal politikaları üç parametre üzerinden tanımlayabiliriz: 198O’li yıllar topyekûn saldırı ve kitlelerin abluka altına alınması ve radikal neo-liberal politikaların hayata geçirilmesi şeklinde biçimlendi. Periferide askeri darbeler neo-liberal bir düzenin inşası için yol temizliği işlevi gördü. Toplumsal muhalefet şiddetle bastırıldı. Metropolde ise devlet gerçek manada gece bekçisine dönüştü.
1990’lı yıllar reel sosyalizmin yıkılışıyla, neo-liberal saldırıların derinleştiği bir dönem oldu. Sermayenin küreselleşme hamleleri gelişti ve dünyanın fabrikalaştığı, ülkelerin ise atölyeye dönüştüğü uluslararası iş bölümü inşa edildi. Küresel düzeyde modern çitleme hareketi başlatıldı. Bunun anlamı hızlı proleterleşme ve mülksüzleştirme sürecidir. 2008 kapitalizmin yapısal krizi ise yeni bir dönemi ve yüksek bir konjonktürü ifade etti. Finans kapital küresel düzeyde saldırılarını sistemleştirdi. Küresel emek -değer, meta zinciri oluşturuldu.
Yeni kapitalizm emeğin, doğanın ve kadının sömürgeleştirilmesi yönünde stratejik hamleler gerçekleştirdi. Kısaca son yarım asrı kapsayan dönem sürekli karşı devrimci politikalara sahne oldu. Fakat bu sürecin başka bir yansıması küresel düzeyde antagonist çelişkilerin derinleşmesi ve şiddetlenmesiydi.
Çelişkilerin iç içe geçmesi ve düğümlenmesi
2008 krizini yeni tarihsel moment olarak ele almak gerekir. Krizin açtığı süreçte küresel faşist dalganın yükselişi yaşandığı gibi büyük toplumsal ayaklanmalar ve isyan dalgaları ortaya çıktı. Neoliberal politikaların yarattığı yıkım küresel düzeyde çelişkilerin yoğunlaşmasına, aynılaşmasına, içi içe geçmesine, paralelleşmesine ve düğümlenmesine neden oldu. Yani bir alandaki mücadele yüksek konjonktürün etkisiyle başka bir alandaki öfkeyi harekete geçirdiği gibi, farklı çelişkilere karşı ortak reflekslerin gösterilmesine yol açıyor. Çelişkiler aynı doğrultuda keskinleşebildiği gibi dönem dönem iç içe geçebiliyor. Sınıfsal sömürü, partiyarkal tahakküm, ekolojik yıkım aynı üretim ve yeniden üretimin süreci içinde kesişebiliyor ve bu durum mücadeleyi, örgütlenmeyi ve öfkeyi ortaklaştırabiliyor. Farklı çelişkiler tarihsel bir anda aynı noktada yoğunlaşmakta, birbirini tetikleyecek bir gerilim oluşmasına yol açmaktadır. Çelişkilerin düğümlenmesi olarak tanımladığımız bu durumda kitlelerin olağanüstü enerjisi açığa çıkabilmekte ya da enerjileri kristalize olabilmektedir.
2010-11 yılında Akdeniz Havzası’nı saran dalga böylesi bir momenttir. 2015’te Baltimore Ayaklanması ve arkasından gelen 2016-18 yılları saran küresel ayaklanma dalgası da söylediklerimizi güçlendirmektedir. Aynı şekilde 2019-20 yıllarını saran 44 ülkeye yayılan ayaklanmalarda bir senkronun ve içine girdiğimiz konjonktürün göstergesidir. ABD gündelik hayatın parçası olan ırkçılık ve George Floyd’un öldürülmesi, Lübnan’da Whatsapp aramalarına vergi getirilmesi, Fransa ve İran ‘da benzin fiyatlarına zam, Şili’de metro fiyatlarının artması gibi faktörler isyan dalgasının tetikleyicisi oldular.
Aktüel olarak benzer bir dalganın içine girdik. Fransa’da öğrenci gençliğin eylemleri Avrupa’yı saran toplumsal isyan hareketlerini tetikledi. Eğitim, barınma hakkı, hayat pahalılığı ve geleceksizliğe karşı isyan dalgası kıtada Fransa dahil 14 ülkeyi sardı. Dünyanın farklı coğrafyalarında sınıf ve kitle hareketleri çoğalıyor.
Sırbistan pratiği ne anlatıyor?
Sırbistan’da 12 yıldan beri iktidarda olan neo-liberal otoriter düzenin temsilcisi ve proto faşist A. Vucic seçimleri kaybetti. Öğrenci gençliğin geleneksel burjuva muhalefeti devre dışı bırakarak, yatay ilişkilere dayanan, merkezi bir önderliği olmayan, ağ tipi bir örgütlenme üzerinden ve sosyal medyayı iyi kullanıp seçimleri kazanması son derece önemli bir gelişme. Brezilya’da da Lula’nın, Vucic ‘le aynı dünyanın adamı olan, ciddi güce sahip ve ABD’nin açık olarak desteklediği oğul Bolsonaro’ya karşı bir demokratik bir cephe oluşturup, sosyal medyayı ve sokağı iyi kullanıp seçimleri kazanması da önemli bir gelişmedir.
En başta bu başarılar ve aynı dönemde dünyayı sarsan ayaklanmalar kitlelerin, halkların neo-liberal radikal yıkım politikalarına karşı gerçek manada örgütlenme açlığını gösteriyor. Öğrenci Listesi’nin önünde seçimi kazanmalarına rağmen ciddi sorunlar var. Mülkiyet ilişkilerine dokunmayan, eski devlet yapılanması ve aygıtının varlığını sürdürdüğü, tarihsel blokun sarsılmadığı noktada çözüm üretmek olanaklı değil. Ayrıca hareketin amorf yapısı ve bir programa sahip olmamaları da büyük bir handikap. Fakat kurdukları yatay ilişkiler, uzun süreye yayılan örgütlenme ve tartışma platformları, insanlarla birebir temas, somut ve hemen yapılması gerekenler üzerinden herkesi sürecin parçası yapan adımlar despotik ve suç şebekesi bir yönetimin devrilmesi beraberinde getirdi. Öğrenci gençliğin naif ama kararlı çabaları Vucic iktidarını kağıttan kaplana dönüştürdü. Sırbistan deneyimi neo-liberal despotların kırılganlığını gösterdi. Benzer çalışmaları daha önce uzun bir biriktirme sonunda Graz’da Avusturyalı komünistler yapıp, belediye başkanlığını kazanmışlardı. New York’ta Z. Mamdani’nin başarısının arkasında da kitlelerle kurulan birebir temas ve sahici ilişkiler var.
Neo-liberal politikaların bir yansıması olarak yurttaşlık kaybı ya da yurttaşlığın piyasalaştırılması karşısında, en alttakileri politikanın öznesi haline getirecek hiçbir çaba sonuçsuz kalmaz. Sırbistan aktüel olarak bunun ispatıdır.









