• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Kasım 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Ekoloji

COP17’de kapitalizmin dayanılmaz hafifliği

31 Ekim 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Ekoloji, Manşet

Dünyada sadece karasal alanlarda yaşayan türlerin yüzde 20’sinin soyu tükenirken, 1 milyon hayvan ve bitki türü ise yok olma eşiğinde. Türkiye’de her şey gibi biyoçeşitlilik de piyasalaştırılırken, zirvenin 17.’sinde yine havanda su dövüldü

K. Bülent Ongun

 Birleşmiş Milletler’de (BM) kabul edilen ‘Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Taraflar Konferansı’, 200 ülke tarafından 22 Mayıs 1992 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girmişti. BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Toplantısı (COP16) 2024’de Kolombiya’nın Cali kentinde gerçekleşirken, 2026 yılı COP17 toplantısı ise 19-30 Ekim tarihleri arasında Ermenistan’ın Erivan kentine yapıldı. COP17’de Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Abdulkadir Polat Türkiye’yi temsil etti. COP17’de iki hafta süren tartışmaların ardından biyoçeşitliliği korumak adına yine somut karar ortaya çıkmış değil. COP17 zirvesinde, önceki yıllarda verilen sözlerin ne ölçüde yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirildiği bir toplantıdan öteye geçemedi.

30×30 fos çıktı

Doğanın korunmasına yönelik Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamındaki ilerlemeyi değerlendiren ilk küresel rapor, BM Genel Sekreteri António Guterres tarafından 15 Ekim’de yayımlanmıştı. “Biyoçeşitlilik Eyleminin Durumu” (State of Biodiversity Action) başlıklı rapor, 2022’deki COP15 zirvesinde 196 tarafın kabul ettiği tarihi anlaşmada yer alan 23 küresel hedefin tamamını kapsıyor. 2030 yılına kadar gezegenin kara ve deniz alanlarının en az yüzde 30’unun korunması hedefinde (30×30) ilerleme çok sınırlı düzeyde kaldı.

Tatlı su ekosistemleri Allah’a emanet

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 29 Ekim’de yayımladığı “Doğanın Geri Dönüşü” (Nature’s Comeback) başlıklı bir raporda ise 2030’a kadar bozulmuş ekosistemlerin en az yüzde 30’unun etkin restorasyon kapsamına alınması hedeflerin içinde yer alan tatlı su ekosistemlerinde ilerleme oranının yüzde 5’te kalması dikkat çekiciydi. Zirvede 2030 hedeflerine ulaşmayı hızlandıracak önerilerde uzlaşama sağlanamadığı bildirilirken, 2030 biyoçeşitlilik hedeflerine ulaşmanın önündeki en büyük engelin ise finansman eksikliği olduğu ifade edilmekte. Geçen yıl delegeler, küresel biyoçeşitlilik finansmanı açığını kapatmak amacıyla 2030’a kadar yılda en az 200 milyar dolar kaynak yaratılmasını öngören strateji üzerinde anlaşmış olmasına karşın bu tutarın tamamının ödenmediği gibi doğanın korunması için gereken finansmandaki yıllık açığın yaklaşık 700 milyar dolar olduğu belirtilmekte. 

‘Yeşil boyama gösterileri’

UNEP’in raporuna göre yalnızca ekosistem restorasyonuna yönelik yıllık yatırımların bile 2030’a kadar dört kattan fazla artırılması ve yaklaşık 4,6 katına çıkması gerekiyor. UNEP, tek tek projelerin finanse edilmesi yerine “restorasyon ekonomileri” oluşturulması çağrısında bulunurken, hükümetlerin ve finans kuruluşlarının sağlıklı ekosistemlerin ekonomik değerini tanımasını, özel yatırımları teşvik etmesini ve çevresel bozulmaya neden olan ekonomik teşvikleri ‘azaltmasını’ isterken, garip sayılabilecek ikilemleri ortaya koydu. Sermayenin ‘özel yatırımları’ desteklesin derken, çevresel bozulmaya neden olanların teşviğini ise ‘azaltılmasının’ istenmesi tam da Biyoçeşitlilik COP’lar ve İklim COP’ların yapılan ‘yeşil boyama’ gösterileri ile sorunun çözülebileceğini iddia ediliyor. 

Fonda 10 bin dolar toplandı

COP17’de tartışılan konulardan biri olan Kolombiya’daki zirvede alınan kararla kurulan Cali Fonu, bitkiler ve diğer organizmalardan elde edilen genetik verileri kullanan şirketlerin kazançlarının bir bölümünün doğanın korunmasına aktarılmasını amaçlayan bir mekanizma. 2025’in başında oluşturulan fonun hedefi ise gelişmekte olan ülkelerdeki doğa koruma çalışmalarına yılda 1 milyar dolar kaynak sağlanması hedeflenirken, bugüne kadar fonda sadece 10 bin dolar toplanmış olması şirketlerin böyle bir destek vermeyeceğini göstermekte. Dünyada ve Türkiye’de biyoçeşitlilik sayımları yapılıp verileri şirketlere açılırken gen şirketleri karların kar katmayı sürdürüyor. Diğer yandan tarımda ve hayvanda uygulanan gen taşınma sürecini insana bağlama hedefinde hareket ederlerken, doğa korumaya para aktarmalarını beklemek herhalde aymazlık olabilir.

Biyoçeşitlilik tükeniyor

 BM’ye bağlı ‘Hükümetler Arası Bilim- Politikası Platformu’ tarafından (IPBES) 2020 yılında bir rapor yayınlanmıştı. 1 milyon hayvan ve bitki türünün yok olma tehlikesi altında olduğu belirtilen rapordaki ayrıntılar ürperticiydi. 1900’den bu yana, kara kökenli türlerin en az yüzde 20’sinin soyu tükendi. Amfibi türlerinin yüzde 40’tan fazlası, resif mercanların neredeyse yüzde 33’ü ve deniz memelilerinin 3’te 1’inden fazlası ise yok olma eşiğinde veya büyük bir tehlike altında. 16. yüzyıldan bu yana en az 680 omurgalı tür ise yok edildi. Bu süre içerisinde tarım ve hayvancılık için kullanılan evcil memeli türlerinin ise yüzde 9’u 2016’da yok olduğu görüldü. Bunlarla birlikte 1000 tür daha tehlike altında olduğu raporda yer alırken, raporun hazırlandığı 2020’den bu yana geçen 6 yılda yok oluşun çok daha hızlı bir durumun yaşandığı ön görülmekte.

 Alınıp satılabilir meta!

AB’nin 27 Ekim’de “Doğa ve Biyoçeşitlilik Kredilerinin Dostları” adıyla başlattığı girişim, doğa restorasyonu ve koruma faaliyetlerini somut ve alınıp satılabilir ekonomik değerlere dönüştürerek yatırım çekmeyi hedeflediği belirtilirken, doğa kredilerinin doğrulanmasının zor olduğu ve şirketlerin çevreye verdikleri zararı gerçekten azaltmayacağı açıkça anlaşılırken yaşam ticari metaya dönüştürülmekte. Bu durumun, şirketlerin çevreci görünmek için yanıltıcı iddialarda bulunması anlamına gelen “yeşil aklama” (greenwashing) uygulamalarını teşvik edeceği ifade edilirken, UNEP raporun da olduğu gibi şirketlere yönelik uygulamalarla paralellik göstermesi dikkat çekiyor.

 Türler tehdit altında

Sydney Üniversitesi’nden Dr. Ayesha Tulloch veri yayıncılığının birçok tehlike barındırdığını belirterek, “Buradaki zorluk, yeraltı türlerinin sömürülmesine yol açacak biçimde verileri paylaşmaktır. Bazı durumlarda yaban hayatı ticareti amacına hizmet için bu verileri kullandıkları inkâr edilemez” ifadeleri sürecin özeti. Birçok bilim insanı tarafından, türlerin korunmasına yardımcı olmak için doğa fotoğraflarında konum verilerini gizlemek gerektiğini belirtiyor olmaları ise doğal yaşamın nasıl bir tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Her şey sermaye için

Eski adıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından aynı kurum eliyle, ‘biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesi’ amacıyla yürütülen çalışma tüm Türkiye coğrafyasında tamamlandı. Yürütülen çalışmanın amaçlarından biri olan, ‘uluslararası patent uzmanlarına’ açılmasıyla biyoçeşitliliğin gen ve tohum şirketlerinin emrine verileceği açıkça ortaya çıkarken, konuşmalarında vurguladıkları ‘nice cevherleri’ ticari metaya dönüştürülme sürecini başlattılar.

UPOV sözleşmesi!

2006’da çıkarılan Tohumculuk Kanunu sonrası, 2007’de UPOV sözleşmesinin imzalanması ile tohum tamamen yerli ya da yabancı sermeyenin boyunduruğuna terk edildi. ‘Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Uluslararası Birliği’ (UPOV) olan yapılanma, AB’nin fikri mülkiyet hakları bağlamında sürdürdüğü ve bu yolla tüm canlı varlıkların patenlenme sürecinin bir parçasıydı. Avrupa ve birçok ülkede 30 yılı aşkın süredir uygulanan UPOV ile birlikte keşfe çıkılan endemik bitki çeşitlerinin büyük çoğunluğu ise ortadan kayboldu. FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) dünya biyoçeşitliliğindeki kaybı yüzde 75 olarak açıklarken, koruma süreçlerinin sermaye elinde kayba uğradığını ya da frankenstein tohumlara dönüştürüldüğünü ortaya koyuyordu.

Biyoçeşitlilik sermayeye bağlandı

Türkiye’de kayıtlarda yer alan 1624 koruma bölgesi mevcut. Bunların yüzde 76’sı doğal sit alanı olarak işaretlenmiş. Ancak koruma statülerinde yapılan değişikliklerle doğal sit alanları içinde her türden faaliyet (maden,enerji,turizm vb.) yapmak mümkün hale getirilmiş durumda. İşaretlenmiş olan 1624 koruma bölgesi Türkiye yüzölçümünün yüzde 4’üne denk gelirken, dünya ortalamasının yüzde 13 olması doğaya ve biyoçeşitliliğe verilen “önemin” hem dünya da hem de Türkiye’deki durumun açık bir göstergesi. Diğer yandan yüzde 4’ten ne kaldığı üzerine bir veri ise yayınlanmazken, yağmaya açılmış olan koruma alanları halen koruma alanları olarak kayıtlarda yer alıyor olması yaşanan süreci özetliyor.

Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu!

2004 yılından bu yana meclise 4 kez getirilen ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’ tasarısı en son 2021 yılında da meclise gelmiş ancak tepkiler üzerine komisyondan meclis gündemine getirilememişti. Yeni yasama döneminde iktidarın meclis gündemine taşıyacağı yağmacı yasalar arasında ilk sıralarda yer tutması beklenirken, İktidarın amacının biyoçeşitliliği korumak olmadığı, sermaye çıkarına bağlamak olduğu hazırlanan yasa taslaklarında ve iktidarın koruma alanlarını yağmaya açması dahil tüm uygulamalarında görmek mümkün.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Davalar özel savaş politikası’

Sonraki Haber

Bekleme salonundaki toplum

Sonraki Haber

Bekleme salonundaki toplum

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
1 Kasım 2026

Süreç hapishanelere uğramıyor

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

Beklemek/bekletmek ve palyatif çözümler 

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

Neoliberalizmin enkazı: Fransız Cumhuriyeti

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

Quto’ya derdimi nasıl anlattım?

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

Bekleme salonundaki toplum

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
[email protected]

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır