• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Kasım 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kültür

Kürt sinemasının dünyaya söyleyecek bir sözü var

8 Kasım 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Kültür, Manşet, Söyleşi

Rojava Film Festivali’nde gösterilecek olan ‘Heval Kekê Min’ filminin yönetmeni Haşim Aydemir ile konuştuk:

  • Sinema çalışmalarına ilk başladığımız dönemlerde İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar’ın beni etkileyen bir sözü vardı: “Derdi olan film yapar.” Bizim de derdimiz çok. Yaşadığımız coğrafya, toplumsal sorunların ve acıların yoğun olduğu bir yer. Bizim derdimiz, halkımızın yaşadığı sorunları sanatın ve sinemanın diliyle ifade edebilmek
  • Gerçek bir hikâyeden esinlenen film Tebqa’da yaşayan Kürt bir ailenin DAİŞ işgali sırasında ve sonrasında yaşadığı zorlukları konu alıyor. Senaryosunu Önder Çakar’ın yazdığı, yönetmenliğini Haşim Aydemir’in üstlendiği film, savaşın bir aile üzerindeki etkilerini, kayıpları ve toplumsal hafızayı sinema diliyle ele alıyor
  • Kürdistan’da halkın içinde film üretmenin kendine özgü bir anlamı ve duygusu var. Ancak özgürlük mücadelesi veren bir halkın içerisinde, o halkla birlikte ve onun yaşamının bir parçası olarak film üretmek benim için çok daha özel bir deneyimdi. Filmin ilk aşamalarındaki çalışmalarımız da bu duygu ve düşünceler etrafında şekillendi
  • Benim açımdan bu filmler birbirinden bağımsız sanatsal çalışmalar değil. Bunlar yaşamımla, kimliğimle ve içinde bulunduğum toplumla doğrudan bağlantılı. Bir sanatçı olarak yaşadığım toplumdan bağımsız olamam. Bu nedenle yaptığım filmler aynı zamanda kendi varoluşuma, kimliğime ve toplumsal gerçekliğime verdiğim bir yanıt. Bu filmler benim yaşamımın bir parçası

Zana Deniz

Yönetmen Haşim Aydemir, Heval Kekê Min filminin Rojava Devrimi’nin toplumsal değerlerini, komünal ekonomi anlayışını ve kooperatif deneyimini sinemaya taşıdığını belirtti. Filmin kolektif üretim anlayışıyla hazırlandığını vurgulayan Aydemir, Rojava’da gelişen sinema çalışmalarının dört parça Kürdistan’da sinemanın geleceği açısından önemli bir rol oynadığını ifade etti. Kürt sinemasının toplumsal hafızayı güçlendiren ve dünya halklarına alternatif bir söz söyleyen bir sanat alanı olarak gelişeceğini söyledi.

Rojava Film Komünü, 13-20 Kasım (2026) tarihleri arasında 6. Uluslararası Rojava Film Festivali’ni düzenliyor. Festival, “Ortak Hikayeler, Özgür Sinema” sloganıyla Qamişlo’da gerçekleştirilecek festivale dört parça Kürdistan’dan ve farklı ülkelerden yüzlerce yönetmen ve oyuncu katılacak.

Qamişlo’da bulunan Mihemed Şêxo Kültür ve Sanat Merkezi Salonu’nda gerçekleştirilecek festivalin açılış filmi Rojava Film Komünü tarafından çekilen Yönetmenliğini Haşim Aydemir’in yaptığı “Heval Kekê Min” isimli film ile gerçekleştirilecek.

Rojava Film Komünü tarafından hazırlanan Heval Kekê Min filminin çekimlerine 2023’te başlandı. Gerçek bir hikâyeden esinlenen film Tebqa’da yaşayan Kürt bir ailenin DAİŞ işgali sırasında ve sonrasında yaşadığı zorlukları konu alıyor. Senaryosunu Önder Çakar’ın yazdığı, yönetmenliğini Haşim Aydemir’in üstlendiği film, savaşın bir aile üzerindeki etkilerini, kayıpları ve toplumsal hafızayı sinema diliyle ele alıyor.

6. Rojava Film Festivali’nde gösterilecek olan “Heval Kekê Min” filminin yönetmeni Haşim Aydemir ile filmin hikâyesini, çekim sürecini, Rojava’da sinema üretimi ve Kürt sinemasının geleceğini konuştuk.

  • Heval Kekê Min filminin hikâyesi ve çıkış noktası nedir? Bu filmi yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Filmde anlatmak istediğiniz temel duygu ve düşünce nedir?

Rojava Film Komünü’nün çalışmalarını uzun süredir takip ediyordum. Daha önce hem Kuzey Kürdistan’da hem de Güney Kürdistan’da film çalışmaları yürütüyordum. Özellikle Rojava’da da film çalışmalarının içerisinde yer almak istiyordum. Burada çalışmalarını sürdüren arkadaşlar böyle bir projeden söz etti. Projeyi okuyup değerlendirdikten sonra ben de çalışmaya dahil oldum.

Rojava Devrimi’nin Ortadoğu’da yarattığı etki oldukça önemliydi. Devrimin toplumsal aydınlanmaya katkısı, kadın bakış açısını esas alması, toplumcu yaklaşımı ve ekolojik boyutu dikkatimi çekiyordu. Bunun yanı sıra ekonomik alanda komünal yaşamı ve kooperatifler aracılığıyla geliştirilen komünal ekonomiyi esas alması da benim için önemliydi.

Heval Kekê Min filminin hikâyesinde de kooperatifler önemli bir yer tutuyor. Film, bir yandan Rojava Devrimi’nin temel ayaklarından biri olan kooperatif sistemini ele alırken diğer yandan küçük bir kız çocuğunun özgürlük mücadelesine katılan ağabeyini görme arzusunu ve bu özlemin yarattığı duygusal dünyayı anlatıyor. Dolayısıyla filmin iki temel boyutu var. Birincisi, hikâyenin insani ve dramatik yönü; ikincisi ise Rojava Devrimi’nin önemli toplumsal kazanımlarından biri olan kooperatif sistemini işlemesi. Bu iki yönüyle proje benim ilgimi çekti.

Bir sinemacı olarak bu çalışmayı başlatan arkadaşların yanında yer almak, onlarla birlikte üretmek ve bu yolculukta yoldaşlık etmek amacıyla Rojava’ya geldim. 2023 yılında projeyi hayata geçirmek üzere bir araya geldik. Senaryoyu okuduk, üzerinde tartışmalar yürüttük ve son hâlini verdikten sonra çekim hazırlıklarına başladık.

Rojava Film Komünü, uzun yıllardır sinema alanında çalışmalar yürütüyor. Bu birikim sayesinde filmlerin daha rahat çekilebilmesi için çeşitli imkânlar oluşturulmuştu. Komünün yıllara dayanan deneyimi, bizim çalışmalarımızı da önemli ölçüde kolaylaştırdı. Elbette çeşitli zorluklarla karşılaştık. Ancak burada yaşadığım en önemli duygu özgürlük duygusuydu. Bu, bir sanatçı açısından son derece değerli.

Gerek Kuzey Kürdistan’da gerekse Güney Kürdistan’da halkın içinde film üretmenin kendine özgü bir anlamı ve duygusu var. Ancak özgürlük mücadelesi veren bir halkın içerisinde, o halkla birlikte ve onun yaşamının bir parçası olarak film üretmek benim için çok daha özel bir deneyimdi. Filmin ilk aşamalarındaki çalışmalarımız da bu duygu ve düşünceler etrafında şekillendi.

  • Rojava’da yaşananları sinema aracılığıyla anlatmak, geçmişi kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara aktarmak açısından nasıl bir önem taşıyor?

Genellikle hafızasız bir toplum olarak tanımlanıyoruz. Bunun temel nedenlerinden biri, kültür ve sanat alanında uzun yıllar yeterince güçlü bir üretim alanı oluşturamamış olmamızdır. Bugüne kadar büyük ölçüde sözlü kültür üzerinden varlığımızı sürdürdük. Ancak son 40-50 yılda özgürlük hareketinin başlattığı hamleyle birlikte Kürtler bu alanda önemli ilerlemeler kaydetti. Toplumsal hafıza meselesi giderek daha fazla önem kazandı ve yaşananlar kayıt altına alınmaya başlandı. Gündelik yaşamdan kültür ve sanat çalışmalarına kadar pek çok alanda bir bellek oluşturma çabası gelişti.

Bütün bunları sanatın ve özellikle sinemanın diliyle anlatmak ayrı bir önem taşıyordu. Çünkü mesele yalnızca yaşananları kaydetmek değil, aynı zamanda toplumun kendi belleğini oluşturmasının koşullarını yaratmaktı. Geçmişte hafızasızlıkla tanımlanan bir toplumdan, kendi tarihini, mücadelesini ve değerlerini kayıt altına alan güçlü bir toplumsal belleğe doğru bir değişim yaşandı. Toplum, kendi varoluşsal sorunlarını ve özgürlük arayışını bu mücadelenin yarattığı değerler üzerinden yeniden ifade etmeye başladı.

Bugün Kuzey Kürdistan’a, Güney Kürdistan’a, Rojhilat’a ve Rojava’ya baktığımızda, dört parçada da ortak bir özgürlük arayışının bulunduğunu görüyoruz. Egemen güçler sınırları oluştururken Kürtleri birbirinden koparmayı hedefledi. Ancak özellikle kültür ve sanat alanında gerçekleştirilen festivaller, üretilen filmler ve diğer sanatsal faaliyetler bu sınırların aşılmasına katkı sundu. Kürtlerin ortaklığı ve birliği, kültür-sanat çalışmaları üzerinden yeniden güç kazandı. Çünkü sanat, ortak duyguların paylaşılmasına ve farklı parçalardaki toplumların aynı değerler etrafında buluşmasına imkân sağlıyor.

Benim Rojava’ya gelişim de biraz bu ortak duygularla bağlantılıydı. Filmi yalnızca bir sanat çalışması olarak değil, aynı zamanda toplumsal hafıza oluşturmanın bir aracı olarak ele aldık. Bu nedenle Heval Kekê Min filmi, Rojava Devrimi’nin değerlerini ve yarattığı toplumsal dönüşümü kayıt altına alan bir çalışma niteliği taşıyor. Bundan yüz yıl sonra bu filme bakıldığında, bugün yaşananları ve Rojava Devrimi’nin toplumsal değerlerini anlamak açısından önemli bir belge olacaktır.

Artık sözlü kültürden yazılı ve kayıtlı kültüre doğru bir geçiş yaşıyoruz. Bu nedenle sinema başta olmak üzere kültür ve sanat alanında yürütülen çalışmaları, Kürtlerin toplumsal hafızasını güçlendirmek ve gelecek kuşaklara kendi tarihlerini aktarabilmek açısından son derece önemli buluyoruz.

  • Kürt sinemasında toplumsal mücadeleyi ve halkın yaşadığı gerçekliği anlatmak sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

Sinema çalışmalarına ilk başladığımız dönemlerde İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar’ın beni etkileyen bir sözü vardı: “Derdi olan film yapar.” Bizim de derdimiz çok. Yaşadığımız coğrafya, toplumsal sorunların ve acıların yoğun olduğu bir yer. Bizim derdimiz, halkımızın yaşadığı sorunları sanatın ve sinemanın diliyle ifade edebilmek.

Bu noktada özellikle Yılmaz Güney ve Halil Dağ bize kılavuzluk etti. En zor koşullarda bile sinemanın diliyle toplumun yaşadıklarını anlattılar. Onların üretimleri bizi de derinden etkiledi. Bununla birlikte Kürt sineması son 20 yılda önemli bir ivme kazandı. Rojhilat’tan Kuzey Kürdistan’a, Güney Kürdistan’dan Rojava’ya kadar sinema alanında önemli gelişmeler yaşandı.

Ben de bu halkın bir parçasıyım. Daha önceki görüşmelerimizde de ifade ettiğim gibi bir sanatçı, yaşadığı toplumdan ve içinde bulunduğu koşullardan bağımsız olamaz. Toplum ne yaşıyorsa sanatçı da bunun içinde olmalı ve yaşananları kendi sanat diliyle anlatabilmeli.

14 Temmuz filmi bir zindan filmiydi. Kürtlere zindan, sanki kaderleriymiş gibi sunuluyordu. Oysa bunun karşısında sürekli bir özgürlük arayışı ve direniş vardı. Kürtler, haklarını ve en temel kültürel özgürlüklerini talep ettikleri için tarih boyunca gözaltılara, zindanlara ve ölüme mahkûm edildi. Ancak bütün bunlara rağmen özgürlük mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmediler. Bu mücadele, kültür ve sanat yoluyla da toplumsal hafızaya aktarılıyor.

Kürdistan özgürlük mücadelesi tarihinde çok önemli bir yere sahip olan 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nin sinemaya taşınması bizim için büyük bir heyecandı. Çünkü derdimiz, dünyadaki birçok sanatçı gibi kendi içimizde biriken duyguları, yaşadıklarımızı ve tanıklıklarımızı sanat yoluyla ifade edebilmekti.

Biz gözlerimizi açtığımızda büyüklerimiz ya zindanlarda ya da dağlarda gerilla mücadelesi yürütüyordu. Köylerimiz yakılıyordu. Dolayısıyla bunlar bizim hayatımızın bir parçasıydı. Böğürtlen Zamanı filmini de bu gerçeklikten hareketle bir gerilla filmi olarak yaptık. Aslında kendi yaşamımızın bir parçasını anlattık. Ben de bütün bunları kültür ve sanat yoluyla ifade etmeye çalışıyorum. Bu filmler aracılığıyla hem kendi gerçekliğimle yüzleşiyor hem de içinde yaşadığım topluma ve dünyaya halkımızın yaşadıklarını anlatma ihtiyacı duyuyorum.

Sanatsal faaliyetler, toplumun içinde biriken duyguların ve yaşanmışlıkların bir ifadesidir. Bunlar zamanla birikir ve bir noktada güçlü bir üretime dönüşür. Yılmaz Güney ve Halil Dağ’ın çalışmalarında da bunu görüyoruz. Onların bize gösterdiği şey şuydu: Hangi koşullarda yaşıyorsanız yaşayın, yaşadıklarınızı anlatmanın bir yolunu bulmalısınız. Biz de bunu sinemayla, görsel anlatının diliyle yapmaya çalışıyoruz.

14 Temmuz, Böğürtlen Zamanı ve Amed’de yaşayan insanların kırılmışlıklarını, gündelik yaşamlarını ve toplumsal gerçekliklerini anlatan Surda Devran filmlerinde de kendi çevremizde gördüğümüz insanları, sokaklarımızdaki yaşamları ve tanıklıklarımızı beyaz perdeye taşımaya çalıştık.

Rojava’ya geldiğimizde ise gazetelerde ve televizyonlarda takip ettiğimiz bir devrimin içerisinde bulduk kendimizi. Bu devrimin en önemli özelliklerinden biri, yarattığı özgürlük atmosferiydi. Bir noktadan sonra burada yer almak, bu çalışmaları yürüten arkadaşların yanında olmak, onlara yardımcı olmak ve yoldaşlık etmek bizim için büyük bir mutluluk hâline geldi.

Benim açımdan bu filmler birbirinden bağımsız sanatsal çalışmalar değil. Bunlar yaşamımla, kimliğimle ve içinde bulunduğum toplumla doğrudan bağlantılı. Bir sanatçı olarak yaşadığım toplumdan bağımsız olamam. Bu nedenle yaptığım filmler aynı zamanda kendi varoluşuma, kimliğime ve toplumsal gerçekliğime verdiğim bir yanıt. Bu filmler benim yaşamımın bir parçası.

  • Heval Kekê Min başta olmak üzere filmlerinizde Kürt halkının toplumsal gerçekliğini, yaşadığı acıları ve özgürlük mücadelesini sinemanın diliyle anlatıyorsunuz. Sizin için sinema, bir sanat üretiminin ötesinde halkın hafızasını ve mücadelesini geleceğe taşıma açısından nasıl bir anlam taşıyor?

Rojava’da bulunmak ve burada sinema alanında bir çalışma yürütmek benim için büyük bir heyecan yarattı. Buraya geldiğimde dokuz yıllık bir kurumlaşma deneyimi vardı. Bugüne kadar belgeseller, kısa filmler ve dizi formatında çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmişti. Bu birikimi görmek gerçekten heyecan vericiydi. Rojava’da ortaya çıkan bu gelişme, aslında Kürdistan sinemasının motor gücü durumundaydı. Ben de bunun bir parçası olmaktan dolayı büyük mutluluk duydum.

Arkadaşların yanında olmak, deneyimlerimizi paylaşmak ve onların birikimlerinden yararlanmak benim açımdan tamamlayıcı bir deneyim oldu. Buraya geldiğimizde elbette çeşitli zorluklarla karşılaştık. Ancak en önemli çıkış noktamız, bu ortak üretim anlayışıydı. Bir ekip oluşturduk ve çalışmalara başladık. İçinde bulunduğumuz koşulların zorlayıcı yanları vardı. Buna rağmen Rojava Film Komünü’nde yer alan arkadaşların sunduğu imkânlar sayesinde önemli bir çalışma ortaya çıkardık. Zamanla bu süreç bizim için oldukça keyifli bir ortak üretime dönüştü.

Bizim için en önemli mesele, Rojava Devrimi’nin bir parçasını sinema aracılığıyla anlatabilmekti. Sanatın elbette birçok farklı boyutu var. Kimi sanatçılar sanatsal kaygılarla, kimileri ise daha çok ticari ve gişe odaklı çalışmalar yapabilir. Bizim yaklaşımımız ise halkımızın komünal ve kooperatifçi anlayışını esas alan bir üretim biçimi oluşturmak oldu.

Filmin ortaya çıkış süreci de tam olarak bu anlayışa dayanıyor. Bütün ekip kooperatif temelinde bir çalışma yürüttü. Bu benim için de yeni bir deneyimdi. Böyle bir üretim biçimini bizzat deneyimleme fırsatı buldum. Çay dağıtan arkadaşımızdan kameramanına ve yönetmenine kadar herkesin birlikte hareket ettiği, aynı duyguyu ve ruhu paylaştığı bir çalışma ortamı oluştu. Burada hiyerarşik bir üretim anlayışından ziyade, herkesin emeğinin ve katkısının değer gördüğü kolektif bir yapı ortaya çıktı.

Komünal ekonomi ve kooperatif anlayışı filmin temel konularından biri olduğu için, filmin üretim sürecinin de bu anlayışa dayanmasını özellikle önemsiyoruz. Yani yalnızca kooperatifleri anlatan bir film yapmadık; aynı zamanda filmin kendisini de kooperatifçi bir üretim anlayışıyla gerçekleştirdik.

Bundan sonraki sinema çalışmalarında da bu deneyimin önemli bir temel oluşturacağını düşünüyorum. Komünal ekonomiye dayalı, kolektif üretim anlayışıyla hazırlanan filmler aracılığıyla özgürlük mücadelesinin ideolojisini yalnızca anlatmakla kalmayacağız, aynı zamanda bu anlayışı devrimin yaşandığı sahada üretim biçimimize de yansıtacağız.

  • Rojava’da geliştirilen kolektif sinema anlayışı, kapitalist üretim modelinden hangi yönleriyle ayrılıyor? Bu anlayış yönetmenlik ve film üretim sürecine nasıl yansıyor?

Kapitalizmin dünya kültürü üzerindeki etkisiyle birlikte ciddi bir çıkmaza girdiğini görüyoruz. Bu çıkmaz kültür ve sanat alanına da yansıyor. Sinemaya baktığımızda anlatılan hikâyelerin sürekli tekrarlandığını görüyoruz. Aynı hikâyeler yeniden işleniyor, farklı biçimlerde sunuluyor ve tekrar tekrar film hâline getiriliyor. Çünkü artık söyleyecek yeni bir söz üretmekte zorlanıyorlar.

Oysa bizim gibi toplumların ve bu coğrafyalarda yaşayan sinemacıların anlatabileceği çok sayıda hikâyesi var. Destanlarımızdan, rivayetlerimizden yakın tarihimize kadar sinemaya aktarılmayı bekleyen zengin bir birikime sahibiz. Önemli olan, bu hikâyeleri halkın içinden gelen insanlar olarak yine halkla birlikte anlatabilmek.

Bizim açımızdan bir film üretmek yalnızca ekonomik bir faaliyet ya da basit bir iş değildir. Aynı zamanda dayanışmayı, toplumsal birlikteliği ve ortak yaşamı esas alan bir üretim biçimidir. Kapitalizmin yarattığı kültürden farklı olarak daha paylaşımcı, komünal bir yaşam anlayışını temel alıyoruz. Bu anlayış hem düşünsel ve duygusal bir birliktelik yaratıyor hem de maddi üretimde ortaklaşmayı sağlıyor. Dolayısıyla ortaya çıkan model, başta Ortadoğu olmak üzere dünya açısından da farklı bir örnek oluşturuyor.

Yönetmenliği de bu kolektif anlayış içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Yönetmen bir orkestra şefi gibidir. Nasıl ki orkestradaki her müzisyen kendi enstrümanıyla bütünün bir parçasıysa, sinema ekibindeki herkes de filmin ortaya çıkmasında önemli bir role sahiptir. Yönetmenin görevi bu farklı emekleri ve yetenekleri ortak bir üretimde buluşturmaktır.

Bizim yönetmenlik anlayışımız, bilinen sistemdeki gibi bir diktatörlük ya da yönetmenin kendisini herkesin üzerinde gördüğü bir yapı değildir. Yönetmenin diğer ekip arkadaşlarından daha üstün bir konumu yoktur. Elbette yönetmenin zihninde bir hikâye, bir hayal ve bunu sinemanın diliyle anlatma biçimi vardır. Ancak bu hayalin bir sanat eserine dönüşmesi bütün ekibin katkısıyla mümkündür. Yönetmenin düşüncesi, kolektif üretimin süzgecinden geçerek biçim kazanır.

Sinema zaten sanat alanları içerisinde en kolektif üretim biçimlerinden biridir. Bir insan tek başına kitap yazabilir ya da bir müzik enstrümanıyla eser üretebilir. Ancak sinema yapmak için en az 15-20 kişilik bir ekibe ihtiyaç duyarsınız. Sinemanın doğası bile insanları birlikte üretmeye zorlar. Biz de bu kolektif çalışmanın yarattığı mutluluğu yaşıyoruz.

Çünkü dünyaya söyleyecek bir sözümüz var. Sekiz milyar insanın yaşamını zorlaştıran, hayatı giderek çıkmaza sürükleyen bir sistemin karşısında başka bir yaşamın mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bugün her toplum kendi koşulları içerisinde farklı arayışlar yürütüyor. Kürtlerin özgürlük mücadelesinin temelinde de birlikte yaşama, toplumsallaşma ve ortak yaşamı esas alan bir anlayış bulunuyor. Rojava’da da devrimin temel yaklaşımlarından biri, ekonomik alanda kooperatifçiliği ve komünal üretimi esas almak.

Ben de bu anlayışın bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Kuzey Kürdistan’dan buraya gelirken Rojava’da bir özgürlük rüzgârının estiğini görüyordum. Ben de bu sürecin içerisinde yer almak, sanatımı bu anlayış doğrultusunda üretmek istedim. Burada yaptığımız çalışmalar da bu arayışın ve ortak yaşamın bir parçasıdır.

  • Heval Kekê Min filminin ilk gösteriminin Rojava’da yapılması sizin için ne ifade ediyor? Rojava Film Festivali’nin Kürt sinemasının gelişimi ve uluslararası alanda görünürlük kazanması açısından nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

Daha önce farklı filmlerimle birçok festivale katıldım. Ancak Rojava’da bulunmak benim için ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü burası hem sinema üretiminin yapıldığı hem de bir devrimin yaşandığı bir alan. Bütün arkadaşlarımızın emeğiyle ortaya çıkan filmimizin Rojava’da, bu festival kapsamında gösterilecek olması bizim için büyük bir kıvanç ve mutluluk kaynağı.

Her şeyden önce filmimizi kendi halkımızla buluşturmak istiyoruz. Bazen filmler üretiyoruz ve bunları büyük festivallere, orta ölçekli festivallere taşımayı hedefliyoruz. Elbette festivallerin önemi var. Ancak bir sanatçı için en büyük ödül halkının sevgisidir. Halkın bir filmi yüreğiyle, ruhuyla sahiplenmesi ve benimsemesi, alınabilecek en büyük ödüldür. Bu anlamda bizim için en büyük festival, halkımızla buluştuğumuz yerdir.

Öte yandan Rojava Film Festivali’nin uluslararası bir nitelik taşıması da oldukça önemli. Dünyanın farklı yerlerinden ve dört parça Kürdistan’dan sinemacılar burada bir araya gelecek. Bu buluşma, hem sinemacılar hem de izleyiciler açısından önemli bir etkileşim yaratacak. Kürt sinemacıların filmlerini birçok yerde gösterme imkânı bulamadığını düşündüğümüzde festivallerin önemi daha da artıyor. Bu tür etkinlikler, film üreticileriyle izleyiciler ve sinemaseverler arasında güçlü bir bağ kurulmasını sağlıyor. Bu nedenle filmimizin ilk gösteriminin Rojava’da yapılması benim için çok değerli.

Dünyadaki film üretimine baktığımızda Kürt sinemasının, özellikle uzun metrajlı film alanında henüz sınırlı sayıda üretim gerçekleştirebildiğini görüyoruz. Bunun nedenlerini ve karşılaştığımız sorunları elbette tartışıyoruz. Ancak Rojava’da gelişen sinema çalışmalarının Kürdistan sineması için bir motor işlevi göreceğine inanıyorum. Burada ortaya çıkan birikimin zaman içerisinde dört parça Kürdistan’a ve Ortadoğu sinemasına da önemli etkileri olacaktır.

Bu gelişmelerin gerçekleşmesi elbette zaman alacak. Ancak Kürdistan sinemasının, aynı zamanda Ortadoğu sinemasının geleceği açısından önemli gelişmelerin yaşanacağına inanıyorum. Umudumuz ve inancımız yüksek. Sanatçı, içinde yaşadığı toplumdan ve toplumsal koşullardan bağımsız olmadığı sürece, halkıyla bağını koruduğu müddetçe birçok alanda gelişme sağlayabilir.

Kürdistan sinemasının gelecekte önemli bir noktaya ulaşacağına inanıyorum. Çünkü bu sinemanın dünyaya söyleyecek bir sözü ve alternatif bir üretim anlayışı var. Bu anlayışın temelinde Yılmaz Güney ve Halil Dağ gibi büyük yönetmenlerin, en zor koşullarda ortaya koydukları sinema deneyimi bulunuyor.

Özellikle Halil Dağ’ın da dediği gibi “Bir kameramız ve yoldaşlık ilkemiz var.” Teknik imkânların yanında asıl önemli olan, bu üretimi bir ruh ve yoldaşlık anlayışıyla gerçekleştirebilmek. Burada kastettiğimiz şey kolektivizm ve komünal üretimdir. Bu anlayışla sinemamızı geliştirebileceğimizi ve önemli eserler ortaya çıkarabileceğimizi düşünüyorum.

Dünyanın farklı yerlerinde elbette farklı sinema çalışmaları yürütülüyor. Ancak bizim de anlatacağımız, ortaya koyacağımız alternatif bir yaklaşım var. Çünkü kültür, sanat ve sinema alanında mevcut dünya sistemi ciddi bir tıkanmışlık yaşıyor. Peki, bu çıkış yolunu kim gösterecek? Ezilen bir halk olan Kürtlerin özgürlük arayışı ve bu mücadele içerisinde geliştirdiği sanat anlayışı, dünyaya alternatif bir söz söyleme imkânı taşıyor. İnanıyorum ki Kürtler, özgürlük mücadelesinin yarattığı sanatsal ruhu güçlü bir sinema diliyle buluşturarak yalnızca kendi toplumlarına değil, dünya halklarına da yeni bir perspektif sunabilecek.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

MEBYA-DER’den GS’ye tepki: Acılarımızı malzeme yapmayın

Sonraki Haber

Erbakan siyasi yasağı Kürt açılımından aldı

Sonraki Haber

Erbakan siyasi yasağı Kürt açılımından aldı

SON HABERLER

Zübeyde Zümrüt: Avrupa’daki Kürtler sorumluluk üstlenmeli

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

Erbakan siyasi yasağı Kürt açılımından aldı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

Kürt sinemasının dünyaya söyleyecek bir sözü var

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

MEBYA-DER’den GS’ye tepki: Acılarımızı malzeme yapmayın

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

Rojin Kabaiş’in amcasına saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

Uçar Meletî’de konuştu: Kürtler siyasetin dışında bırakılamaz

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

İsrail’de koalisyon süreci başladı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Kasım 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
[email protected]

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır