Ankara’da iki gün süren ‘Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor’ konferansı, kadınların ekoloji, barış ve adalet mücadelesine ilişkin değerlendirmeleriyle sona erdi
Gazeteci, yazar, akademisyen, siyasetçi ve aktivist kadınların aralarında bulunduğu 80’den fazla kadının çağrısıyla Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) düzenlenen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı ikinci gününde tamamlandı.
İlk oturumun ardından konferansın son iki oturumu, katılımcı kadınların söz aldığı forum şeklinde devam etti. İkinci oturumda kadınlar, “Doğanın ve yaşamın özgürleştirilmesi mücadelesi” başlığında konuştu.
Burada söz alan Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivisti Sabahat Tuncel, ekoloji mücadelesinin aynı zamanda politik bir mücadele olduğunu vurguladı. Sebahat Tuncel şöyle devam etti:
“Biz Kürt kadınları olarak politik alanda kazanmadan hiçbir alanda kazanmanın mümkün olmadığını söyleriz. Ben Alevi kültüründen geliyorum; doğada her şeyin canlı olduğuna, öldüğünde başka bir canda doğacağına inanırız. Ağacı, taşı, kuşu incitmeyen böyle bir kültürle büyüdük ama bu aynı zamanda bilinç meselesidir. Kapitalist modernite yaşam alanlarımıza, toprağımıza göz koymuş durumda; her şeye kâr ve para üzerinden bakıyorlar. Politik alanda kazanmak, kapitalizme karşı ekolojik toplumu savunmak zorundayız. ‘Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yaşam’ sadece bir slogan değil, yaşamın kendisidir. Ekolojik bilinç olmadan yaşam da sosyalizm de gelecek de olmaz.”
‘Ekoloji, kadın özgürlüğü ve yaşamın özgürleşmesiyle birlikte ele alınmalı’
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan da savaşın ekolojik yıkımla ilişkisine dikkat çekti. Kürdistan’da yaşanan ekolojik yıkımın örneklerine değinen Newroz Uysal Aslan şu ifadeleri kullandı:
“Şırnak şu an Cudi’deki kömürle, Gabar’daki petrolle ekonomik vaatler üzerinden gündeme getiriliyor. Özel güvenlik bölgesi ilanlarıyla köyler boşaltıldı, halkın olmadığı bu alanlar maden şirketlerine açıldı. Gabar’da 80’den fazla rafineri var ve petrol arama çalışmaları büyük bir su sıkıntısına neden oluyor. Besta’da ve Kürdistan’ın birçok yerinde ağaç kesimleri devam ediyor. Barışı konuşacaksak savaşın yarattığı ekolojik yıkımı da konuşmalıyız. Besta’dan Varto’ya, Akbelen’den Karadeniz’e, Ege’ye kadar ortak mücadeleyi büyütmeliyiz. Kenya ve Kolombiya örneklerinde olduğu gibi kadınların öncülüğünde doğayı koruyan, yerel halkın üretimini esas alan çalışmalar yürütülmeli. Biz de bir barış sürecinden geçiyoruz. Demokrasi, çatışmaların durması kadar ekoloji ve kadın özgürlüğü meselesini de gündemimize alıyor. Ekoloji, kadın özgürlüğü ve yaşamın özgürleşmesiyle birlikte ele alınmalı.”
Verilen aranın ardından konferansın son oturumunda kadınlar, “Barış ve adalet mücadelesi” başlığında söz alarak forumu gerçekleştirdi. Burada söz alan kadınlar, barışın nasıl kurulacağını ve hangi temellere dayanması gerektiğine dair konuşmalar yaptı.
‘Partilerde yüzde 30 kotası olmalı’
Bu oturumda söz alan akademisyen Esra Çuhadar, barış sürecinde ortak hareket edebilmek için yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerektiği dile getirdi. Esra Çuhadar şöyle konuştu:
“Empatinin oluşabileceği bir ortamın yöntemleri geliştirilmeli. Bunu sivil toplum olarak da yapabiliriz, devletten desteğe ihtiyacımız yok. İkinci olarak kadınlar olarak ortak istediğimiz minimum olarak ne? En azından partilerde yüzde 30 kotasını isteyebiliriz. Tabii ki kota tek başına yeterli değil. Sürecin kapsayıcı olması, sürece eşit katılım ve sonucun da kapsayıcı olması, yani esasta adil olmak önemli. Geri dönüş yapacak kadın savaşçıların verilerinin ayrı toplanması, ihtiyaçlarının tespit edilip buna göre politika üretilmesi yönünde komisyonlara baskı yapılmasını öneriyorum.”
‘Kadınların mağduriyetlerini değil elde edilen kazanımları konuşalım‘
Yazar Nesrin Akgül yaptığı konuşmada, kadınların yaşanılan mağduriyetleri değil elde edilen kazanımları konuşarak mücadele etmeye devam etmesi gerektiğini ifade ederek şunları ifade etti:
“Savaşa karşı direnerek mücadele etme ve direnerek kazanma, bir menzile ulaşmak vardı. Ne kadar mağdur olduğumuzu değil de ne kazandığımızı konuşmak istiyorum. Burada Kürt kadınları olarak, mücadelemizi buradaki halklarla, kadınlarla birlikte tartışmak en büyük kazanımdır. Birlikte yaşama kararlılığı üzerinden yol alıyoruz. Bugün kurduğumuz söz Kürt sorunu üzerinden başlasa da Türkiye yurttaşlığı ve Türkiye kimliği, Ortadoğu kimliği üzerinden devam eden bir süreç. Demokratik cumhuriyet, demokratik entegrasyon ve birlikte yaşam kavramları tartışmaktan uzak tutulan, çok fazla bize indirgenen üzerinden çok fazla algı oluşturulan kavramlar oldu. Önümüzdeki süreç itibariyle kadınlar, demokratik cumhuriyeti nasıl tartışacak ya da bir barışı somut olarak ‘entegrasyon’ dediğimiz süreçle birlikte nasıl inşa edeceğini tartışmak gerekiyor.”
‘Barışın toplumsallaşması için acılar ortaklaşmalı‘
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi üyesi Burcu Çelik, “Ekin Wan, Hacı Lokman Birlik ve Taybet Ana’yı anmadan barışı konuşabileceğini düşünmüyorum. Barışı konuşurken ve barışın kalıcılığı konuşurken yas hakkı, ölenin onuru, kalanların hatırası kavramların konuşulacağına inanıyorum. Bu coğrafya, bir mezarsız ölüler coğrafyasıdır. Meclis’te kurulan komisyonlarda hakikat, adalet, yüzleşme komisyonları başlığı altında bunun konuşulması gerekecek. Bütün kesimlerin ölülerine yapılan müdahalelerinde acıların ortaklaşması, yasın eşit hale gelmesi barışın toplumsallaşması için çok önemli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
‘Önderlik ile görüşmek için İmralı’ya gitmeliydik’
Barış Anneleri Meclisi üyesi Nezahat Teke, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde PKK ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın attığı adımların altını çizerek barışın tek taraflı inşa edilemeyeceğini vurguladı. Abdullah Öcalan’ın İmralı’da yeni bir yere geçtiği yönündeki açıklamaya dair konuşan Nezahat Teke şunları söyledi:
“Biz Önder Abdullah Öcalan’ın yerinin değişmesini değil, Kürdistan’ın başkenti Amed’de aramızda görmek istiyoruz. Benim kızım, Kürt Halk Önderi ile görüşmeler engellendiği için gözümüzün önünde bedenini ateşe verdi. Önderlik özgür olmadan ben özgürlük istemiyorum. Kızıma bu ihanete edemem. Dilim yok, kimliğim yok, külütürüm yok bu nasıl bir özgürlük? Komisyon kuruldu, bu komisyonun çalışmaları ne oldu? Silahının yakanların gelip siyasete dahil olması gerekiyordu, onlar gelmedi. Biz anneler Önderlik ile görüşmek için İmralı’ya gitmeliydik. Bu da olmadı. Peki devlet neyi bekliyor? 50 yıldır bir mücadele var, çocuklarımızı toprağa verdik bunun için. Bundan pişman değiliz.”
Barış Anneleri Meclisi olarak yarın Meclis önünde bir araya geleceklerini hatırlatan Nezahat Teke, “Biz anneler yarın beyaz tülbetlerimiz ile Ankara’da olacağız ‘Serê govendê partizan, binê govendê pîr û ciwan. Me sondxwari ye bi erd û ezman. An azadiya Serokatî an jî neman'” sözleri ile konuşmasını tamamladı.
‘Asker anneleriyle bir araya gelmek istiyoruz‘
Son olarak konuşan Barış Annesi Piruze Kurt da asker anneleri ile bir araya gelerek barışı konuşmak istediklerini söyledi. Barışı sadece Kürt halkı için değil tüm halklar için istediklerini söyleyen Piruze Kurt, “Artık tek bir damla kanın akmasına tahammülümüz” yok diye konuştu.
Konferansın hazırlık komitesi ile birlikte kapanış konuşmasını yapan Sebahat Tuncel, sonuç bildirgesi hazırlamak yerine, kararları konferanstaki kadınlarla birlikte almak istediklerini söyledi. Salona “Bir, bu yola devam edelim mi? İki, bu sorunları kendi mahallemizde değil ortak mahallerde çözmeye hazır mıyız? Üç, diğer mahallerdeki, illerdeki kadınlarla da buluşalım, bunu da bu komisyon örgütlesin?” sorularını soran Sebahat Tuncel, önerilen kabul edilmesinin ardından “Biz devrim de yaparız. Değiştirmeye geldik, değiştireceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı.
Kaynak: MA









