COP31 Zirvesi’nin iklim krizine çözüm üretmek yerine sermayeye yeni kâr alanları açtığını belirten Polen Ekoloji Kolektifi’nden Medine Açıkgöz, karbon ticareti, yeşil finansman ve mega maden projelerinin ekolojik yıkımı derinleştirdiğini söyledi. Medine Açıkgöz, 1995’ten bu yana karbon salımının yüzde 63 arttığını ve Türkiye’nin 2025’te Avrupa Birliği’nden 1,2 milyon ton plastik atık ithal ettiğini belirtti
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım arasında Antalya’da düzenlenecek. İklim krizi derinleşirken, 30 yıldır düzenlenen zirveyle hegemon iklim politikalarının iklim krizinin değil, daha çok sermayenin kâr krizinin çözümleri olarak yönlendirmelerin yapıldığı uzun yıllardır tartışılıyor. Öyle ki, bu tartışmaların sonucu ezilenler ve emek hareketi nezdinde uzun yıllardır bellidir: COP’lar, kapitalizmin meydana getirdiği iklim krizinden küresel sermayedarların nasıl daha fazla yararlanabileceğinin planını yaptıkları, bu planları da hayata geçirdikleri, bu sırada da bu planlar için rıza inşa ettikleri zirvelerdir. Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Medine Açıkgöz de, MA’ya konuşarak zirveye ilişkin değerlendirmelerde bulunarak karbon ticareti, yeşil finansman ve mega maden projelerinin ekolojik yıkımı derinleştirdiğini söyledi.
Karbon salımlarının etkileri gerçek ama salımlar finans metası hâline getirildi
Medine Açıkgöz, iklim krizinin yalnızca karbon salınımına indirgenerek diğer faktörlerin yok sayıldığını belirterek 1995 yılından bu yana toplantıların düzenlenmesine rağmen karbon salımında yüzde 63 artış olduğunu, çünkü alınan kararların gerçekleşmesi için bir program oluşturulmadığını söyledi. Medine Açıkgöz, 11 Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto kentinde kabul edilen ve 16 Şubat 2005’te yürürlüğe giren uluslararası ilk sera gazı azaltım planı olan Kyoto Protokolü ile birlikte ortaya çıkan Emisyon Ticaret Sistemi’nden (ETS) söz etti.
Bu sistemde karbon salım hakkı için ücret ödendiğini ve karbonun da metalaştırılarak kâr aracı haline getirildiğini belirtti. Böylece gerçek etkileri ve sonuçları olan, enerjiden sanayii üretimine, metaların sürekli taşınması için yürütülen küresel lojistik zincirinde meydana gelen salımları, kağıt üzerinde alınıp satılabilen bir finansal spekülasyon aracı hâline getirilirken kimin ne kadar salım yaptığının nasıl ölçülüp ne gibi somut yaptırımlar olacağı ve bunun uygulanabilirliği belirsizliğini koruyor.
Doğaya zarar bir döngü olarak işletiliyor
Medine Açıkgöz, iklim krizinin gerçek sorumlularının denetlenmediği ve hesap vermediğini, tüm ülkelerin eşit düzeyde sorumluluk sahibi gösterildiğini söyledi. Medine Açıkgöz, şöyle devam etti:
“Emisyon oranına baktığımızda burada ABD gibi merkez kapitalist ülkelerin ön plana çıktığını görüyoruz. En çok hangi sektörler doğayı kirletiyor diye baktığımızda ise elektrik, sanayi ve ulaşımın ön plana çıktığını görüyoruz.”
Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılacağı söylenmesine rağmen bu enerji üretim şeklinin de doğaya zarar verdiğini belirten Medine Açıkgöz, şöyle devam etti:
“Özellikle Türkiye’de bu sene elektrifikasyon öne çıkıyor. Murat Kurum da elektrifikasyonu arttıracağız dedi. Yani günlük hayatımızda elektrik enerjisini daha fazla kullanacağız ancak bu doğaya daha fazla zarar veriyor.”
Medine Açıkgöz, örnek gösterilen elektrikli otomobil için nadir toprak elementlerine çokça ihtiyaç duyulduğunu ve bu toprak elementlerinin çıkarılması için ağır ve kirletici madencilik faaliyetlerinin artırılması gerektiğini belirterek yaşanan yıkıcı döngüye işaret etti.
Plastik atık ithalatı
Medine Açıkgöz, COP’larda sömürgeci ilişkileri devam ettirmek gibi amaçların da olduğuna dikkat çekerek iklim finansmanı denilen projeyle çevreyi kirleten ülkelere daha fazla ‘yeşil’ pratik için kredi verildiğini ve yoksul ülkelerin daha fazla borçlandırılarak yoksullaşmasına neden olunduğunu söyledi. Zirve programında öne çıkan ve başkanlığını Emine Erdoğan’ın gerçekleştireceği ‘sıfır atık’ konusuna da değinen Medine Açıkgöz, konuya dair şunları söyledi:
“Türkiye’nin daha az atık çıkaracağı söyleniyor. Ama istatistiklere baktığımızda Türkiye’nin 2025 yılında Avrupa Birliği’nden tam 1,2 milyon ton plastik atık ithal ettiğini görüyoruz.”
Medine Açıkgöz, kapitalist ülkelerin kendi salımlarını daha az göstermek için atıklarını yoksul ülkelere gönderdiğini, bu ülkelerin doğayı kirletecek maden ocağı ve atık imhası gibi uygulamaları başka ülkelerde yaptığını ve o ülkelerin havasını, suyunu ve toprağını kirlettiğini söyledi. Bu ülkelerin küresel tekel şirketleri kirletici projelerini yerel şirketler üzerinden yaparken kısa vadeli ve proje bazlı yatırımlar yaparken, çıkarılan mineralleri işlemek üzere ham halde büyük miktarlarda alıyor veya işlenmiş hâlini de yüklü miktarlarda alıyor. Geriye ise cehennem çukurlarına dönüşmüş, siyanür ve radyoaktif elementlerle, diğer ağır metal atıklarla kirlenmiş coğrafyalar bırakıyorlar.
Mega maden projeleri
Medine Açıkgöz, Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkılacağı söylenmesine rağmen bir adım dahi atmadığını belirterek
“2023-2025 arasında 60 ilde 266 alan mega maden projesi ilan edildi. Mega madenler, bin hektardan büyük bir alanı kapsıyor. Satışa çıkarılan alanlara baktığımızda bunların yüz ölçümünün Balıkesir’den büyük olduğunu, satılanlara baktığımızda ise Tekirdağ’dan büyük olduğunu görüyoruz. Yani bu yöntem ile sermayeye yeni bir kâr alanı amaçlanıyor.”
Medine Açıkgöz, Türkiye’nin iki kıtayı birbirine bağlayan bir ülke olması ve çeşitli geçiş yolları üzerinde yer almasının önem taşıdığını, bu yolla İsrail örneğinde olduğu gibi çeşitli emperyalist devletlere ham madde aktarılabildiğini ve Türkiye’nin ucuz ham madde ülkesi olarak konumlandırılmaya çalışıldığını belirtti.
Ankara’da COP31 protestosu: Ekolojik krizin çözümü bu zirvelerde aranmaz
HABER MERKEZİ









